Kintsxureti/ Köydeki eski ahırın kapısı bu. Boyumun ve gücümün onu açmaya yetmediği zamanları hatırlıyorum. Her sabah bu kapıdan boyunlarındaki çanlarla çıkan hayvanların çıkardığı curcunayı da tabi ki.
Koydeki eski ev iki katlıydı. Her sabah babanemin kahvaltı için hazırladığı yemeğin kokusu üstte yattığım odaya kadar gelirdi.Bu çok müthiş kokularla dolu bir alarmdı. Kahvaltıda iki faklı şey yerdik. Kenarları simsiyah olmuş tavada yumurta ya da yoğurt süzmesi üzerine yakılan tereyağı. Kokusunu ve lezzetini size tarif edemeyecegim ve ilerleyen yıllarda asla o tadı bulamadığım yemeklerdi bunlar.
Ahırdan çıkan hayvanları otlayacakları yere sabah götürüp akşam geri getirmek çocukların göreviydi. Hayvanlarin her birinin dönemin televizyon dizilerinden ya da siyasi figurlerinden alınmış isimleri olurdu. Renkli büyük ineğin adı Rozalinda’ydı. O ara bizimkiler de herkes gibi latin pembe dizileri izliyordu. Siyah ergen öküzün adı Ecevit,yeni yeni sürüye katılan süslü buzağın ise Marimar.
Satılan ya da kurbana gönderilen her hayvanın ardından haftalarca ahırın kenarında köşesinde babanemin gizlice ağladığına şahit olurdum. Gurbetteki çocuklarının,torunlarının yerine koyardı onları.
Son kez yaylaya gidildi,son inek satıldı,babanem aniden bu dünyadan göçtü gitti, bu kapı anılarla dolu çocukluğun uzerine hiç açılmamak üzere kapandı gitti.


























