
Nina Şahin
Karanlığın Pençesinden Kaçış
Zifiri karanlığın gölgesinde, terk edilmiş bir kasaba sessizliğe gömülmüştü. Taş kulelerin heybetli siluetleri, ürkütücü birer canavar gibi kasabanın üzerine çökmüştü. Yalnızlığımın soğuk mısralarıyla yoldaş olmuş, sessizliğe adım atmıştım. Bembeyaz bir kefen gibi kar, sokağı örtmüş, her köşeye ürpertici bir sessizlik hakim olmuştu. Rüzgarın uğultusu, kasvetli bir melodi gibi kulaklarımda yankılanıyordu.
Geçmişin ağır yükü ve kanayan yaralar, kalbimi bir mengeneye kıstırmış, paramparça etmişti. Kayıp bir ruh gibi, nereye gideceğimi, bu yürüyüşün sonunu ve amacını bilmeden savruluyordum. Her adımda, her nefes alışımda sızlayan acıyla boğuşuyor, her köşe başında bir anı pusuda bekliyor, beni geçmişin karanlık dehlizlerine sürüklüyordu.
Kasvetli gecenin karanlığını delerek yükselen kilise çanlarının uğultulu sesi, taş duvarlarda yankılanarak yüreğime birer hançer gibi saplanıyordu. Her vuruş, sanki kalbimin parçalarını koparıyor, ruhumu paramparça ediyordu. Yalnızlık, örümcek ağı gibi bedenimi sarmış, beni boğmaya çalışıyordu. Korku ise buz gibi damarlarımda dolaşıyor, tüm varlığımı donduruyordu.
Zamanın akışında kaybolan dakikalar ardından, çanların uğultusu birdenbire sona ermişti. Keşke susmasalardı… Uğultulu sesleri kasabanın taş duvarlarında yankılanırken, ruhumda adeta bir kıvılcım çakmış, karanlığı aydınlatan bir mum gibi umut ışığı doğmuştu. Fakat o mezar sessizliği kasabaya çöktüğü gibi, o mum da sönüverdi. Issızlığın soğuk kucağında, yine yapayalnız kalmıştım. Zangoç nereye gitmişti? Belki de hiç var olmamıştı…
Sokaklar uzadıkça uzuyor, bense Karanlığın içine doğru yürümeye devam ediyordum.
Köprünün tam ortasında, sanki bir hayal perdesinden fırlamış gibi, kendi gölgem belirdi. Tereddütlü adımlarla ona yaklaşırken, varlığımda tuhaf bir çekim gücü hissediyordum. Bu esrarengiz figür, sanki gölgemin yıpranmış ruhuna ayna tutuyor, en derin düşüncelerimi okuyabiliyordu. Muazzam bir acıma duygusu kapladı içimi. Gözlerim dolmuştu.
Ancak o an, ruhumun derinliklerinde saklı olan gerçeği kavramıştım: Dört duvar arasında tutsak ettiğim yalnızlığımı sonsuzluğun karanlığına sürükleyerek neden kendimi bu karanlığa sürüklendiğimi anlamıştım.
Bir an, köprünün altından akan suyun sesine kulak verdim ve içimden “Aman Tanrım!” diye mırıldandım. Bu sese ne kadar aşinaydım, ne kadar da tanıdıktı! Kalbim göğsümde deli gibi atmaya başlamıştı.
Ruhumun derinliklerinde daha da şiddetli bir korku filizlenmeye başlamıştı. “Sen aklıma mukayyet ol Yarabbi!” diye titreyerek yalvarmaya başladım. Bu sesler beni nereye sürüklüyordu?
Köprünün tam ortasında, buluşmuştuk. Kelimeler, bu yüce anın ihtişamını karşılamakta aciz kalmıştı. Duygular ise, sözcüklerin sınırlarını aşarak, kalplerden kalplere akmaktaydı.
O bütün umut ışıklarımı her seferinde söndürmeyi başarmıştı. Bense artık yorgun ve güçsüz düşmüştüm.
Bakındım, bu terk edilmiş kasabanın karanlık sokaklarında gözlerim bir insanı aradı. Bembeyaz bir örtüyle kaplı sokaklarda, bırakın insani bir canlıyı, en ufak bir hareket bile seçilemiyordu. ”İmdat” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum, ama sesimi işitecek kimsenin olmaması beni bu düşünceden hemen vazgeçirdi.
Sokak lambalarının loş ışığı altında, gökyüzünden sessizce yağan kar taneleri sokağın üzerine bir örtü gibi serilirken, Bir süreliğine bu bembeyaz manzaraya dalıp gitmiştim, sanki o an varoluşumu unutmuştum. Tam o esnada, aklıma senin o eşsiz gülüşün ve bana seslenişin geldi. Sesin rüzgarla birlikte kulağıma fısıldanıyor, içimi ısıtmaya başlıyordu. Ne kadar süre seni hayal ettiğimi bilmiyorum, ama birdenbire, köprünün kenarında dikilen yine O hain gölgemi gördüm halen oradaydı ve alay eder gibi bana bakıyor, imkânsızlık peşinde koştuğumu söylüyordu. Gözlerindeki öfke ve acımasızlık beni ürkütüyordu. Buz gibi bakışlarının altında ezilirken, tek mutluluğumu da elime alıp beni sonsuz karanlığa gömeceğini biliyordum. Kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi atarken, titreyen bacaklarımla ayağa fırladım. Arkama bakmadan, deli gibi koşmaya başladım. Ayak parmaklarım ve ellerim uyuşmuştu, her nefes alışımda ciğerlerim yanıyordu. Ama içimde yanan sevgi ateşi, beni ileriye itiyordu. Seni yaşatabilmek, karanlığın pençesinden kurtarmak için tüm gücümle koşuyordum.
17.06.2024 17:56


























