Esra Olgun
Türkiye’de Gürcü Kültürel Kimliğin Sürekliliği Açısından Anadilimiz (დედა ენა) Deda Ena’nın önemi!
Türkiye’de Yaşayan Gürcü Göçmeni Ailelerin Çocukları ve Gençleri Gürcü Dilini Öğrenmek İçin Ne Yapmalı?
Dil, bir toplumun yalnızca iletişim aracı değil hafızası, kimliği ve sürekliliğidir. Türkiye’de yaşayan Gürcü göçmeni ailelerin çocukları ve gençleri açısından Gürcüce, çoğu zaman , anlaşılan ama konuşulamayan”, “bilinen ama kullanılmayan” bir dil olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durum, yalnızca bireysel bir dil kaybına değil, kuşaklar arası kültürel aktarımın zayıflamasına da işaret etmektedir.
Bugün Gürcücenin korunması ve yaşatılması meselesi, nostaljik bir arayıştan ziyade kültürel sorumluluk olarak ele alınmalıdır. Çünkü bir dil, konuşulduğu sürece yaşar; konuşanı kalmadığında ise sessizce yok olur.
Gürcü Aileler Deda Ena – Ana Dili Öğreniminde Kritik Bir Rol Oynayabilir
Türkiye’de Gürcü kökenli birçok ailede ortak bir tablo göze çarpar: Büyükler dili konuşur, orta kuşak anlar ama kullanmaz, gençler ise çoğu zaman dili tanımaz. Bunun temel nedenleri arasında ev içi dil kullanımının azalması, Gürcücenin gündelik yaşamda işlevsel görülmemesi, eğitim ve sınav odaklı hayat temposu ve dilin “yaşlılara ait” bir unsur olarak algılanması yer almaktadır.
Bu koşullar altında Gürcüce, gençler için doğal bir ihtiyaç değil; uzak ve zor bir öğrenme alanı hâline gelmektedir.
Öncelikle Gürcüce, yalnızca gramer ve alfabe üzerinden öğretilen bir “ders” olmaktan çıkarılmalıdır. Dil; şarkılarla, masallarla, anılarla, sofrada geçen kelimelerle, gündelik hayatın içine karıştığında öğrenilir. Aksi hâlde öğrenme süreci kısa sürede yorucu ve sürdürülemez olur.
Gürcü ailelerin anadil | deda ena oğrenimi noktasında tavrı belirleyici olacaktır!
Ailelerin bu noktadaki rolü son derece kritiktir. Ev içinde mükemmel konuşma beklentisi olmadan, basit selamlaşmalarla, haftanın belirli günlerinde Gürcüce kullanımını teşvik eden küçük kararlar alınması bile dilin canlı kalmasına katkı sağlar. Çocukların yaptığı hatalar düzeltilmekten çok, cesaretlendirilmelidir. Çünkü dil baskıyla değil, güven ortamında gelişir.
Gürcüce kursları, klasik sınıf anlayışının ötesine geçmelidir. Özellikle gençler için bu alanlar yalnızca eğitim verilen mekânlar değil; aidiyet hissi kurulan, “benim gibiler burada” duygusunun yaşandığı buluşma noktaları olmalıdır. Akran grupları, sohbet temelli dersler, drama ve oyun çalışmaları, kültürle dili birlikte ele alan programlar bu süreci güçlendirir.
” Gençlerin bir dili öğrenmeye devam etmesinin en önemli motivasyonu, kendilerini o dilin taşıyıcısı olan bir topluluğun parçası olarak hissetmeleridir.”
Bazı gençler için Gürcüce öğrenme süreci, kimlik konusunda bir iç sorgulamayı da beraberinde getirir. “Türküm ama Gürcüce öğreniyorum, bu bir çelişki mi?” sorusu sıkça dillendirilir. Oysa bu toprakların kültürel yapısı çok katmanlıdır ve çok kimliklilik bir çelişki değil, zenginliktir. Gürcüce öğrenmek, Türkiye’ye ait olmaktan bir eksilme değil; köklerle bağ kurmanın doğal bir yoludur.
Gürcüce öğrenmek geleceğe sahip çikmaktir!
Gençlere yalnızca “öğrenmelisin” demek yeterli değildir. Onlara bu dilin neden önemli olduğu anlatılmalıdır. Gürcüce; dedelerin, ninelerin dilidir. Yok olma tehlikesi altındaki somut olmayan bir kültürel mirastır. Bugün öğrenilmezse yarın konuşanı kalmayacak bir emanettir. Ve belki de en önemlisi, bir gün kendi çocuklarına aktarılabilecek nadir değerlerden biridir.
Gürcüce öğrenmek geçmişe takılı kalmak değil, geleceğe sahip çıkmaktır. Bu dil ne yalnızca folklorik bir unsur ne de nostaljik bir hatıradır. Gürcüce, yaşatıldığı sürece var olacak canlı bir mirastır. Onu koruyacak ve geleceğe taşıyacak olanlar ise bugünün çocukları ve gençleridir.
Özetle: Bu nedenle Gürcüce öğrenmek bir tercih değil, kültürel bir sorumluluk olarak ele alınmalı; aileler, dernekler ve gençler bu sürecin ortak paydası hâline gelmelidir.
Esra Olgun Kafkas Gürcü Kültür ve Kalkınma Derneği Başkan yardımcısı / Ordu



























