Ercan EROĞLU
KAFKASYA’NIN HAFIZASI: GÜRCİSTAN VE GÜRCÜ KÜLTÜRÜNÜN DÜNÜNDEN YARINA YOLCULUĞU (1)
Kültürün Dağlarla Kurduğu İttifak
İnsanın çocukluğu, ruhunun anavatanıdır. Benim anavatanımın sınırları ise İnegöl’ün Hayriye Köyü’nde, o masalsı derelerin şırıltısıyla çizilmişti. Her yaz, modern dünyanın gürültüsünü geride bırakıp o kutsal toprağa ayak bastığımızda; derelerinde yıkanır, tarlalarında ekin biçer, yaylalarında rüzgârın peşine düşmüş birer küçük çoban olurduk. Ormanların o diri, soğuk ve tatlı sularını her içtiğimizde, sanki toprağın derinliklerinden gelen bir kadim bilgeliği yudumlardık. Nemli yaprakların arasından topladığımız her mantar, doğanın bize sunduğu birer gizemli armağandı. O çocuksu zihnimde Hayriye Köyü, sadece bir yerleşim yeri değil; Kafdağı’nın yeryüzüne düşmüş, sisler içinden sıyrılmış büyülü bir parçasıydı.
Kışın ayazı İzmir’in nemli sokaklarına düştüğünde, anneannem gelirdi köyden. Şehrin dar betonlarına sığamaz, geldiğinin haftasında köye, o hırçın ama anaç coğrafyaya dönmek isterdi. Ruhunun ancak o dağlarda nefes alabildiğini biz sonradan anladık. Soğuk kış akşamlarında, odun sobasının çıtırtısı odayı bir mabede çevirirken, o bize düşlerimin mimarı olan Kafdağı’ndan masallar anlatırdı. O masallar, sadece çocukları uyutmak için değil; bir halkın hafızasını diri tutmak için anlatılan sözlü birer mirastı bize.
O günlerde hayalimdeki Kafdağı’nın Kafkaslar’da bir yer olduğunu sezerdim; fakat büyüdükçe, okudukça ve kalbimdeki o sızının peşine düştükçe öğrendim ki; Kafkasya sadece bir coğrafya değil, bir “Diller Dağı”dır. Cebelü’l-Elsun… Onlarca dilin, yüzlerce hikâyenin ve binlerce yıllık bir onurun sarp yamaçlarda yankılanan sesidir.
Gürcü Kültürü: Taşa ve Ruha Kazınan Direniş
Gürcü kültürü, tarih boyunca dağlarla bir ittifak kurmuştur. Bu ittifak, sadece fiziksel bir korunma değil, aynı zamanda manevi bir dik duruştur. Gürcistan’ın kalbinden kopup gelen bu kültür, İnegöl’ün köylerine kadar taşınırken yanında sadece tohumlarını değil, o meşhur “macahel”in ruhunu da getirmiştir.
Pastoral Bir Miras: Yayla yollarında yankılanan çok sesli şarkılar (Polyphony), sadece bir müzik değil; doğanın sesine eklenen bir insan nefesidir.
Maneviyat ve Toprak: Gürcü ruhu için toprak, sadece rızık kapısı değil, ataların emanetidir. O büyük ruhun o arındırıcı iklimi bu köylere uğradığında, dayanışma en saf halini alır; “supralar” birer gönül sofrasına dönüşür.
Gürcü İnadı ve Sabrı: Dağların sert koşulları, insanı sabırla yoğurur. Bir bedenin susuzluğunu orman pınarlarının serinliğiyle terbiye etmesi gibi, Gürcü kültürü de zorluğu bir olgunlaşma vesilesi sayar.
Dünden Yarına: Hafızanın Sürekliliği
Zaman, o buz gibi akan dereler misali geçip gitse de, geriye kalan o kadim ahlak ve değerlerdir. Anneannemin soba başında anlattığı masallar, bugün modern dünyanın karmaşasında yolunu kaybeden bizlere kutup yıldızı olmaya devam ediyor. Gürcü kültürünün dünü; dürüstlük, misafirperverlik ve doğaya duyulan derin saygı üzerine inşa edilmiştir. Yarını ise, bu kökleri unutmayan, “Diller Dağı”nın o eşsiz senfonisini geleceğe taşıyan bizlerin omuzlarındadır.
Kafdağı belki masallardadır ama o dağın temsil ettiği onur, sadakat ve estetik, Hayriye Köyü’nün her bir ağacında, her bir taşında ve her bir insanının yüreğinde yaşamaya devam etmektedir. Bizler öğrendikçe anlıyoruz ki; Kafkasya’nın hafızası, insanlığın ortak vicdanıdır.
Kafkas Dağları’nın sarp yamaçları, Karadeniz’in nemli kıyıları ve tarih boyunca imparatorlukların kavşak noktası olan bir coğrafya… Gürcü kültürü, bu sert ama bereketli coğrafyanın içinde şekillenmiş; direnç, zarafet ve derin bir tarih bilinciyle yoğrulmuştur. Gürcistan, yalnızca bir devlet ya da siyasal sınır değil; binlerce yıllık bir kültürel birikimin adıdır. Bu kültür, kimi zaman işgallerle sınanmış, kimi zaman altın çağlar yaşamış; fakat her durumda kimliğini korumayı başarmıştır.
Gürcü kültürünü anlamak için üç temel ekseni birlikte düşünmek gerekir: dil ve yazı, din ve estetik, toplumsal dayanışma ve etik değerler. Bu üçlü yapı, Gürcü kültürünün hem geçmişini hem de dünya kültür mirasına yaptığı katkıları anlamamıza yardımcı olur.
Dil ve Alfabe: Kimliğin Sessiz Kalesi
Gürcü kültürünün en özgün unsurlarından biri, Kartvel dil ailesine mensup Gürcüce ve onun kendine has alfabesidir. Gürcü alfabesi, tarih boyunca üç farklı biçimde gelişmiştir: Asomtavruli, Nuskhuri ve Mkhedruli. Bu alfabe yalnızca bir yazı sistemi değil, ulusal hafızanın taşıyıcısıdır. Gürcü yazı kültürü erken Orta Çağ’dan itibaren gelişmiş; dini metinlerin çevirileri, kronikler ve şiirlerle zenginleşmiştir. 12. yüzyılda yazılan ve Gürcü edebiyatının zirvesi sayılan Şota Rustaveli’nin eseri Kaplan Postlu Şövalye, yalnızca Gürcü edebiyatının değil, dünya epik şiir geleneğinin de önemli örneklerinden biridir. Eserde aşk, dostluk, cesaret ve adalet temaları evrensel bir estetikle işlenir.
Dil, Gürcüler için tarih boyunca bir direniş aracıdır. Osmanlı, İran ve Rusların egemenlikleri altında bile Gürcü dili kimliğin korunmasında merkezi rol oynamıştır. Bu yönüyle Gürcü kültürü, dilin siyasal ve kültürel varoluş için ne denli önemli olduğunu gösteren örneklerden biridir.
Din, Mimari ve Estetik
Gürcistan, 4. yüzyılda Hristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk ülkelerden biridir. Gürcü Ortodoks geleneği, kültürel kimliğin omurgasını oluşturur. Kiliseler, manastırlar ve ikonalar yalnızca ibadet mekânları değil; sanatın ve mimarinin en özgün örnekleridir. Özellikle Mtskheta’daki Svetitskhoveli Katedrali ve Gelati Manastırı gibi yapılar, Orta Çağ Gürcü mimarisinin incelikli taş işçiliğini ve simgesel anlatım gücünü gösterir. Bu yapılar, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alarak dünya kültür mirasına katkının somut örnekleri haline gelmiştir.
Gürcü müziği de çok dikkat çekicidir. Çok sesli (polifonik) Gürcü halk şarkıları, insanlığın sözlü kültür mirası içinde özel bir yere sahiptir. Gürcü polifonisi, UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras olarak tanınmıştır. Bu müzik geleneği, topluluk bilincini güçlendiren bir estetik pratiğe dönüşmüştür.
Toplumsal Yaşam ve Etik Kodlar
Gürcü kültüründe “supra” adı verilen geleneksel sofra ritüeli, yalnızca yemek kültürünü değil; toplumsal dayanışmayı, sözlü edebiyatı ve ahlaki değerleri de yansıtır. Supra sırasında “tamada” adı verilen sofra yöneticisi, belirli temalar etrafında kadeh kaldırır; dostluk, aile, vatan ve barış üzerine konuşmalar yapılır. Bu gelenek, Gürcü toplumunda sözün ve hitabetin önemini gösterir. Aynı zamanda aile bağları, misafirperverlik ve onur kavramları Gürcü etik sisteminin merkezindedir. Bu değerleraslında, dağlık coğrafyada hayatta kalma ve birlikte yaşama deneyiminin ürünüdür.
Sanat ve Halk Kültürü
Gürcü dansları, savaşçı bir estetik ile zarafetin birleşimini sunar. Erkek dansçılar keskin ve hızlı hareketlerle cesareti simgelerken; kadın dansçılar sanki kaf dağının doruklarından süzülen adımlarla zarafeti temsil eder. Bu dans geleneği, hem tarihsel savaş deneyimini hem de toplumsal cinsiyet rollerini sembolik olarak yansıtır.
Gürcü halk kıyafetleri, özellikle “çoka” adı verilen erkek giysisi, kültürel kimliğin görsel simgelerinden biridir. Üzerindeki fişeklikler, tarihsel askeri geçmişe gönderme yapar.
Ayrıca Gürcü mutfağı da dünya gastronomisine önemli katkılar sunmuştur. Haçapuri (peynirli ekmek) ve hinkali (mantı benzeri yemek) gibi lezzetler, Gürcü kültürünün küresel ölçekte tanınmasını sağlamıştır. Gürcistan aynı zamanda dünyanın en eski şarap üretim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Kvevri adı verilen toprak küplerde yapılan geleneksel şarap üretimi, UNESCO tarafından kültürel miras olarak tanınmıştır.
Gürcü Kültürünün Dünya Mirasına Katkısı
Gürcü kültürü dünya mirasına üç temel alanda katkı sunmuştur:
Mimari ve dini sanat: Orta Çağ kiliseleri ve freskleri.
Müzik: Çok sesli halk müziği geleneği.
Şarap kültürü: Sekiz bin yıla uzanan üretim geleneği.
Bunlara ek olarak, Gürcü entelektüel geleneği de önemlidir. XIX. yüzyılda ulusal uyanış döneminde yetişen aydınlar, dilin ve kültürün modernleşmesinde rol oynamıştır. Bu entelektüel damar, Sovyet döneminde bile edebiyat ve sinema aracılığıyla varlığını sürdürmüştür. Gürcü sineması özellikle 20. yüzyılda özgün bir estetik geliştirmiş; şiirsel anlatımı ve metaforik diliyle dünya sinemasında dikkat çekmiştir.
Sovyet Dönemi ve Kültürel Dönüşüm
Sovyet dönemi, Gürcü kültürü için hem baskı hem de modernleşme anlamına gelmiştir. Bir yandan dini kurumlar zayıflatılmış; diğer yandan eğitim ve sanat kurumları desteklenmiştir. Gürcü dili resmi statüsünü korumuş; edebiyat ve tiyatro gelişmiştir. Bu dönemde Gürcü kültürü, yerel kimliği Sovyet çerçevesi içinde yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır. Bu durum, kültürel üretimde sembolik ve dolaylı anlatım biçimlerini güçlendirmiştir.
Kültür ve Etnik Çeşitlilik
Gürcistan çok etnili bir yapıya sahiptir. Gürcü çoğunluğun yanı sıra Abhaz, Oset, Ermeni ve Azeri topluluklar da kültürel mozaiğin bir parçasıdır. Bu çeşitlilik, mutfaktan müziğe kadar birçok alanda karşılıklı etkileşim yaratmıştır. Ancak bu etnik çeşitlilik zaman zaman siyasal gerilimlere de yol açmıştır. Kültür, bu noktada hem birleştirici hem de ayrıştırıcı bir rol oynayabilmektedir.
Küreselleşme Çağında Gürcü Kültürü
XXI. yüzyılda Gürcü kültürü, küreselleşmenin etkisi altındadır. Genç kuşaklar Batı kültürüyle yoğun etkileşim içindedir. Avrupa Birliği ile entegrasyon süreci, kültürel politikaları da etkilemektedir. Yaşanan kültür emperyalizmine karşı direnmek ve kültürü korumak giderek güçleşmektedir.
Dijitalleşme, Gürcü müziğinin ve sanatının dünya çapında daha görünür olmasını sağlamıştır. Aynı zamanda göç ve diaspora, kültürün farklı coğrafyalarda yeniden üretilmesine yol açmaktadır. Ancak küreselleşme, yerel değerlerin aşınması riskini de taşır. Geleneksel kırsal yaşamın çözülmesi, dil kullanımındaki değişimler ve tüketim kültürünün yayılması, kültürel süreklilik açısından tartışma konusudur.
Gelecek Perspektifi: Süreklilik ve Yenilenme
Gürcü kültürünün geleceği, iki dinamik arasındaki dengeye bağlıdır: koruma ve yenilenme. UNESCO listesine giren miras alanları, kültürel koruma açısından önemlidir. Ancak kültür yalnızca korunacak bir miras değil; yaşayan bir organizmadır.
Eğitim sisteminde Gürcü dilinin ve tarihinin güçlü biçimde yer alması; genç sanatçıların desteklenmesi; çok kültürlü yapının demokratik biçimde yönetilmesi, kültürün sürdürülebilirliği açısından belirleyicidir. Ayrıca Gürcü kültürünün küresel ağlara entegre olması, onu izole olmaktan çıkarmaktadır. Dünya müziği festivallerinde Gürcü polifonisi; uluslararası sinema etkinliklerinde Gürcü filmleri; gastronomi turizminde Gürcü mutfağı önemli bir rol oynayabilir.
Dağların Hafızası, Geleceğin Umudu
Gürcü kültürü, tarih boyunca işgallerle, siyasal dönüşümlerle ve toplumsal kırılmalarla sınanmıştır. Ancak dilini, müziğini, mimarisini ve etik değerlerini koruyarak sürekliliğini sağlamıştır. Bu kültür, dünya mirasına yalnızca somut eserler değil; bir direniş ve kimlik bilinci örneği sunmuştur.
Bugün Gürcü kültürü, geçmişin derinliği ile geleceğin belirsizliği arasında durmaktadır. Eğer kültürel çeşitlilik korunur, demokratik katılım güçlenir ve genç kuşaklar tarihsel hafızayla bağ kurabilirse; Gürcü kültürü yalnızca varlığını sürdürmekle kalmayacak, dünya kültürüne yeni katkılar sunmaya devam edecektir.
Kafkas Dağları’nın eteklerinde şekillenen bu kültür, dağların doruklarından kurduğu masallarda bize şunu fısıldar: Kültür, yalnızca geçmişin mirası değil; geleceğin inşasıdır. Gürcü kültürü, dağların sessizliğinde biriken hafızayı, insanlığın ortak mirasına dönüştürmüş nadir örneklerden biridir. Bunu unutmayalım, unutulacak gibi de değil zaten.
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı


























