“Abhazya Gürcistan’dır, Gürcistan Hepimizin” başlıklı yazımıza gelen tepkiler hakkında açıklama
Sakarya Kartvel Gürcü Laz Kültür Derneği olarak kaleme aldığımız yazıyı sayfamızda 19 Aralık 2022 tarihinde yukarıdaki başlıkla yayımladık. O yazının yazılma nedeni ve içeriğinin detayları için ilgili paylaşımımızı okuyabilirsiniz.
Bahse konu yazımız Gürcistan konusunda ve onun bir bölgesi olan Abhazya hakkında bilgilendiren, Türkiye Cumhuriyeti dış siyasetine de paralel olan net duruşumuzu ifade eden bir yazıdır. Son derece kapsayıcı, kucaklayıcı ve iyi niyet arzusunu defaten vurguladığımız yazı geniş kitlelere ulaşmış ve gerek Türkiye kamuoyu gerekse Gürcistan’da ziyadesiyle olumlu karşılanmıştır. Yazı gerçeklerden yana olan duruşumuzu göstermeye ve sahip olduğumuz bilgilerin, donanımımızın zekâtını vermeye yöneliktir. Bu hususta kimseyi ikna etmek gibi bir derdimiz olmamakla birlikte, temennimiz insanları düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmektir. Özellikle kendini bölgeyle ilişkilendiren Abaza halkımız arasında konuya ilgi duyan kesimin yıllardır büyük bir dezenformasyona maruz kaldığını üzülerek görüyoruz.
19 Aralık tarihli paylaşımımız yukarıda ifade ettiğimiz gibi oldukça önemli görülmüştür. Ancak her kesimin memnun olması mümkün olmadığı gibi herkesi memnun etmek gibi bir amacımız da yoktur. Yazımıza olumsuz tepki verdiğini gördüğümüz küçük bir kesimi iki kısımda ele almak istiyoruz. Bunlardan ilk grup ortaya bilimsel, tarihsel veya kültürel bir argüman ortaya koyamadıkları için; bu sayfadaki ilgili paylaşımımızın altına adam gibi yorum yapmak yerine birtakım sloganlar atmayı hatta hakaret ve küfürü tercih ettiler. Tabii ki kötü söz sahibine aittir, o kişiler ne kadar seviyesiz, ne kadar kültürsüz olduklarını göstermişlerdir ve haliyle öyle aciz kişilerin sayfamızı kirletmelerine izin vermeyip anında gereğini yaptık. Üç beş kişinin çoğumuzun akrabası ve komşusu olan Abaza halkının tamamını temsil etmediğini de biliyoruz. Ezberletilmiş sloganlar atmayan, hakaret içermeyen yorumlar yapan ve Abaza kimliğiyle yazanların yorumlarına dokunmadık.
Sözkonusu yazımıza tepki veren ikinci grubun ABHAZFED (Abhaz Dernekleri Federasyonu) adlı organizasyon olduğu bilgisini aldık ve kısa videolarını izledik. Yazımızda açıklamalarını yaptığımız hiçbir hususa karşı ellerinde bir argüman olmadığından onlar da “Biri Abaza diğeri Gürcü iki kişinin Rusça konuştuğu bizim için hiçbir hükmü olmayan ve kabul etmediğimiz 90’lardaki sözlerini yayımlamış” ve ezberlenmiş sloganik ifadelerle cevap vermeyi tercih etmiş, üstelik bizi “yalan yazmakla cehaletle, kin dolu ifadeler kullanmak ve tehdit etmekle” suçlamışlar. Türkçe bilenler bizim 19 Aralık tarihli yazımızı lütfedip okurlarsa, yazımızın o videoda iddia edilenden 180 derece farklı olduğunu görecektir. Videonun iki anlamı var; ya videoyu hazırlatanlar Türkçe bilmiyor ya da kendi niteliklerini bize yakıştırmışlar. Aslında bu donanımsızlık ve cehaletin bir yansımasıdır. Türkiye’de yaşayan Abaza halkı içinde herkes onlar gibi olmamakla birlikte; İstikametlerini Moskova’ya çevirmiş ve Rusya’dan feyzalanlar, tüm çabalarına rağmen arkeolojik, hagiografik, kültürel, dilsel, edebi, hidronomlar, toponimler ve başka konularda hiçbir argümana sahip olmadıkları; Rusya’nın yönlendirmesi ve desteğiyle onlarca senedir çalıştıkları halde bir adım mesafe kat edemedikleri ve gerçek argümanları yok etme veya kendi işlerine gelen şekilde yeni argümanlar yoktan var etme becerisine, yani kısacası tanrısal güçlere de sahip olmadıkları için sağlıklı cevap veremiyorlar. Bu elbette bizim için sürpriz değil, çünkü 30 yıldır aynı şey yapılıyor.
Komşumuz ve akrabamız Gürcistan’ı parçalamak isteyenlerin yüz yıllık geçmişi olan yönlendirmeleri ve dayatmasıyla tarihin çarpıtılmasının Abaza halkına hiçbir faydası olmayıp, tam aksine kendileri bu işten zarar görmüşlerdir. Günümüzde Abhazya’da yaşayanların da ekonomik ve kültürel olarak ne tür sıkıntılar içinde olduğunu buradakilerin bir bölümü gizlemeye çalışsa da biz biliyoruz.
Bizim için yeni olmayan ABHAZFED’in tutumunu ve sayfamıza musallat olmaya çalışan diğer gruba dâhil münferit üç beş zavallının bu hallerinin kaynağına inmek için yeni bir bilgilendirme yapıyoruz. Kendileri yanlış bilgilerle beslenmiş olup Abhazya tarihini belli ki Şalva İnal-İpa ve benzerlerinden öğrenmişlerdir. Türkiye’deki bu kesimin neden böyle düşündüğünü, neden böyle davrandığını anlamanız için; büyük tarihçi sandıkları Şalva İnal-İpa’nın olmayan bir tarihi oluşturmak için nasıl usulsüzlükler yaptığını anlatan aşağıdaki 1. Bölümü okumanız yeterlidir. İnal-İpa’nın kitabını kendisi bir Abhazyalı Megreli olan ve 1993 yılında sürgüne maruz kalıp şu anda Tbilisi’de (Tiflis) yaşayan Kakha Khaşilava yorumladı ve biz de Türkçe çevirisini yaparak paylaşıyoruz.
Daha önce ve şimdi paylaştıklarımız, sahip olduğumuz bilgiler, elimizdeki kaynakların ve donanımımızın küçük bir parçasını oluşturuyor. Seviyesiz, donanımsız, bilgisiz, kasıtlı sözleri ve boş sloganlarını dikkate almıyoruz. Bu paylaşımımız sadece Türkiye kamuoyunun onların düşük seviyesini daha iyi görmesi içindir.
Şunu da ayrıca ifade etmek isteriz ki Batumi ve Gürcistan’ın diğer illerinde yaşayan ve şahsi dostlarımız olup Abaza adı ve soyadı taşıyan çok sayıda iyi insanla ilişkilerimizi ve dostluğumuzu sonsuza kadar sürdüreceğiz. Rusya’nın yörüngesinde ve yıkıcı siyasetin parçası olanlar hangi ülkede yaşarsa yaşasın bizim kapsama alanımıza girmemekte olup Rusya’nın er ya da geç zayıflayıp elini üzerimizden çekmesiyle birlikte Gürcistan’ın hukuki sınırları içindeki sorunların barışçıl çözümünün de kendiliğinden geleceğini biliyoruz.
Yeni bir gelişme olduğu için ikinci bölümde İtalya’da basılan hatıra pulunun bilgisini de paylaşıyoruz. Tüm dünya olduğu gibi İtalya da Abhazya’yı Gürcistan’ın parçası kabul ediyor. İkinci bölümü de okumayı ihmal etmeyiniz.
1.Bölüm: Yazan Kakha Khaşilava (24.12.2022)
Bir Abhaz tarihçi vardı; Şalva İnal-İpa. Bu arada, savaş sırasında Sokhumi’de kaldığını ve orada kendisini bir kez gördüğümü de belirteyim. Bildiğim kadarıyla, kendisiyle konuşanlar (Gürcüler-Çevirenin notu), hiçbir zaman, söze “bey” ile başlamadan hitap etmemiştir.
Şalva İnal-İpa kendi “teorilerini” ispat edecek ne bir arkeolojik ne de etnolojik hiçbir veri bulamayınca; daha da kötüsü, hiçbir yazılı kaynağa da ulaşamayınca ve dolayısıyla bunlardan yararlanamayınca şu yola başvuruyor; 70 yaşında veya daha yaşlı kişilere gidip onlarla “Abhaz tarihi geçmişi hakkında” röportaj yapıyordu. Bunlardan birinde Aşkhareli (Şkaraua) yaşlı kendinden emin olarak (!!!) dedi ki: “Yunanlıların altın postu aldığı o Kolkhiler var ya, onlar biz Apsuvalardık ama bu Gürcüler kendilerinin Kolkhi olduğunu söyleyip sahipleniyor”, bu adam yaşlıydı tabi, ama Argonotlar zamanında mı doğdu acaba?! Şaşılacak bir durum bu! (Yunan mitolojisinde geçen ve Kolkheti’de yaşanmış altın post ve argonotlar efsanesi Truva savaşından da eski, tahminen 4 bin yıl öncesini anlatan bir efsanedir. Şalva İnal-İpa kaynak bulamayınca kendi Apsuva tezlerini ispat etmek amacıyla tarihi çarpıtmak için 70 yaşındaki adamın söylediklerini kaynak gösterme yoluna gidiyor – Çevirenin notu).
Ş. İnal-İpa da Abhaz (Apsuvalar kastediliyor) etnik kökeni hakkında kendince bir teori üretti.
Aradan yıllar geçmesine rağmen hala hiçbir veriye ulaşamadıkları için, Enguri’nin karşı yakasındaki meslektaşlarımızın bugün de “yaşlıların anlattıklarına” ihtiyacı devam ediyor.
Bir şeyden eminim ve hepimiz şunu kabul ediyor ve diyoruz ki: Apkhazeti (Abhazya) topraklarında günümüzdeki Apkhazi (Abhaz) ulusunun oluşumu; Kuzey Kafkasya’dan gelen Adige boylarının (Apsuva) ve Apkhazeti’de yaşayan Gürcü halkının (Megrelilerin) ortak katılımıyla, pek de uzun olmayan bir zaman önce başladı ve bu süreç halâ devam ediyor. Daha doğrusu bu, Megrelilerin bir kısmının asimilasyonuyla gerçekleşti. Bu nedenle, onların (günümüz Abhazlarının – Çevirenin notu) artık Abhazya’dan başka bir vatanı yoktur. Bunun yanında, geçmiş 300-400 yıl boyunca onlar Gürcü (Megreli) adetlerini ve geleneklerini benimsediler, Gürcü ülkesinin yaşamına dâhil oldular. Bu nedenle, onlar Gürcistan devletinin doğal ve yerel parçalarıdır. Bu tartışma konusu değildir!
Evet, şimdi Enguri’nin diğer yakasında yazılan “kitaplara” bakalım. Burada da bizim için öyle yazanlar oluyor ya, orada da şöyle diyorlar:
1.“Abhazlar ilk önce Yunanca yazıyordu, sonra Gürcüce ve sonra da Osmanlıca yazıyorlardı.” Deniyor. Evet ama, minimum 1.500 sene boyunca madem bu kadar dilde ve bu kadar alfabe kullanarak yazıyorlarsa, başkasının alfabesiyle de olsa kendileri hakkında hiçbir tarihi metin, bir tek vakayiname yazılamadı mı? Bunun için Dimitri Gulia’nın doğmasını mı beklediler?! Şaşılacak bir durum bu! (Dimitri Gulia 1874-1960 arasında yaşamış Abhaz alfabesinin ve edebiyatının kurucusu olarak kabul ediliyor, kitapları arasında Abhazya Tarihi de var – Çevirenin notu).
2.Muhacirlik zamanı Abhazya’dan Abhazlar gönderildikten sonra (19. Yüzyılın ikinci yarısı – Çevirenin notu) “Abhazya’ya Gürcüler de yerleştirilmeye başladı.”… “Zaman içinde Gürcüler Abhazya’da en kalabalık etnik grup oldular.” Deniyor. Peki soralım, bu nasıl olabilir, Gürcüler yerleşmeye nasıl başladı oraya? Öyleyse, Abhazya’daki Likhni katedralini kim yaptı ve oraya 1.100 sene önce Gürcüce olarak “Halley kuyruklu yıldızının görüldüğünü” kim yazdı? Ya da Bedia’yı kim inşa etti veya birçok başka eseri? Esasen Gürcüler, Apsuva akımı nedeniyle 16.-17. Yüzyıllarda terk etmek zorunda kaldıkları yerlere geri dönmeye başladılar. Apsuvaların bu döneme ait halk manileri bile var ve bu mani Cgerdi (Jgerda) mezrası lideri genç Satbei’in, Cgerdi’nin doğusuna çarpışmaya gitmesi hakkındadır. Fakat çarpışma o kadar şiddetlidir ki ölmekten korkuyor. Oradan belki de sağ dönemeyeceğini biliyor. Buradan görülüyor ki Gürcüler kendi bölgelerini korumak için ölüm kalım savaşı veriyordu fakat maalesef o yıllarda topraklarını ellerinde tutamadılar. Dolayısıyla, Gürcülerin “Abhazya’ya yerleştirilmesi” hakkında konuşurken, Gürcülerin oradan çıkarılması hakkında da konuşmak gerekiyordu ama bu hiçbir yerde karşımıza çıkmıyor. Bu da şaşılacak bir durumdur!
3.Daha da fazlası: “Kodori’den Enguri’ye kadar olan topraklar Şarvaşidze ailesinin küçük kolundan beyin topraklarıydı ve Abhazya Beyliği içinde yüksek özerklik statüsüne sahipti.” Diye yazıyor yazar. Burada tarihsel Samurzakano’dan bahsediliyor olup Dadiani hanedanının iç karışıklığı nedeniyle Şarvaşidze’ler ellerine geçirdiler ve burayı 18. Yüzyıl başından 1812 yılına kadar Şarvaşidze’lerin küçük kolu yönetiyordu. Fakat Samurzakanolu Şarvaşidzeler sadece ve sadece Dadiani’lere itaat ediyordu ve Samegrelo Prensliği’nin bir parçasıydılar. Abhazya Beyliği ile hiçbir ilişkileri yoktu, sadece akrabalık bağı vardı. Bu böyleydi ve bunun için “yaşlıların anlatımına” ihtiyaç yoktur. Kaynaklarla ve belgelerle sabittir. Bunda artık şaşılacak bir şey yok, bu kesin bir durumdur! (Bu konu hakkında detaylı bilgiyi benim şu kitabımda bulabilirsiniz: https://www.academia.edu/…/FROM_THE_HISTORICAL_PAST_OF…)
4.“Abhazlar (Apsuvalar kastediliyor) hem Hristiyan’dılar, hem Müslüman ve hem de geleneksel inançlarını (paganlık) sürdürüyorlardı.” Diyor. Çok ilginçtir ki, bu durumda onların Müslümanlığı da paganlığı da nedense 16-18. Yüzyıllarda ortaya çıkıyor. Oysa bu yöre o zamana kadar Hristiyan’dır. Abhazya o kadar Hristiyan’dı ki burada mironiler haşlanırdı. Sonra Gürcistan merkezi yönetimi zayıfladı ve ülke parçalandı, ülke sınırları savunmasız hale geldi, Osmanlı gelip Gürcistan’a komşu oldu ve Kuzey Kafkasya’dan paganların ve yeni Müslüman olmuş halkın akımları başladı. Kral Tamari, zamanında (1184-1213 arası Gürcistan kralı – Çevirenin notu) ülkenin dağlık bölgelerinde yaşayan paganların (pagan Gürcüler kastediliyor – Çevirenin notu) itaatsizliğine kan dökerek son vermişti. Böyle bir duruma Abhazya’nın hiçbir noktasında rastlamıyoruz. Yani Abhazya’da o tarihlerde paganlar yaşamıyordu, yoksa merkezi iktidar buna karşı tepkisiz kalmazdı, bunu biliyoruz. Eski Abhazlar sağlam Hıristiyanlardı. Onlar arasında pagan/paganlık yoktu.
Dolayısıyla, bugünkü Abhazya topraklarında paganlık yeni bir durumdur. Bu, Abhazya’ya yeni yerleşmiş olan Apsuvaların inancıdır. Yazar, pagan inancına geri dönmeye başladılar diyor, fakat bu da tarihsel sürecin dinamiğidir. Buraya yapılan göç yüzyıllar boyu devam etmişti. Yazarken ve konuşurken “yüzyıl” kelimesini telaffuz etmek kolay, oysa kaç neslin yaşamını kapsıyor. Yani, buraya gelen halk, Apkhazeti Katolikosu bu görevini Biçvinta’da yapabiliyorken herhalde Hıristiyanlaşıyordu. Biçvinta’daki Apkhazeti katolikosu görevini yapamaz hale geldikten sonra; Hıristiyanlığa yeni geçmiş olanlar; son gelen kendi soylarından olanların dini bakışlarına geri döndüler; daha da ötesi; paganlık ve henüz varlığını koruyan (yıkılmasına rağmen) tem yaşam düzeni, tem içinde yaşayana, köylü sınıfını serf olarak kullanan Abhazya’daki feodal sistemin içinde yaşayanlara nazaran belirli bir sosyal özgürlük alanı sağlıyordu. Kuzey Kafkasyalıların gelişiyle, sosyal düzende erken feodalizme doğru geri dönüş oluyor, bu da bölgede sosyal-ekonomik ve siyasi-hukuk ilişkilerinde (beyin onay almadan vereceği önemli kararları gayrimeşru sayan halk toplantıları/meclisi ortaya çıkıyor) gerilemenin göstergesidir.
5.Aynı yazarın şu ifadelerini de okuyoruz: “8. Yüzyılın ikinci yarısında Abhazya prensi olarak karşımıza Leon-I’in kardeşinin oğlu Leon-II çıkıyor. Leon-II kendi iktidarını tüm Egrisi’ye Likhi sırtlarına kadar genişletti. Bu duruma karşı Egrisililerin bir tepkisi olmadı. Arap saldırılarıyla zor duruma düşmüş halk, bir, bütün ve güçlü bir devlet kurulmasını istiyordu, Abhazlar ise görüldüğü üzere yabancı bir güç olarak görülmüyordu”. Burada tartışacak bir şey yok. Her cümleye katılıyoruz. Abhazları yabancı güç olarak görmeyişlerinin sebebi kendileriyle aynı, yani aynı halk olmalarıydı. Abhazlar için de Kutaisililer kendi halkından olmasa, başkentlerini yabancı bir milletin yaşadığı toprakların ortasına kurarlar mıydı? Burada bahsettiğimiz başkent doğal olarak Kutaisi’dir. Önceki cümledeki sorunun cevabı; tabii ki hayır!
Barış sürecine katkı versin diye, kitapta halklarımızın yaşamından sadece pozitif örneklerden bahsedilmesine yönelik iyi istek varmış, bunu anlıyorum. Fakat bu istek yerine getirilirken bir tarafa fayda sağlarken diğer tarafa zarar vermemelidir.
Evet, daha fazla yazmayacağım. Bunu yazmak için de çok düşündüm, yazayım mı yazmayayım mı diye, fakat okuduğum metinler beni rahat bırakmıyordu.
Yüzyıl önce (8 Kasım 1917’de), Apkhazeti’nin (Abhazya) son beyinin oğlu (Yoksa son bey mi? Başkaldıranlar onu bey ilan etmişlerdi), ünlü Gürcü toplum adamı ve şair Giorgi Şarvaşidze, kendi halkının Rus yanlısı olan kesimine şöyle diyordu: “Sizler, kendi büyük kardeşlerinizi izleyin, onlarla birlikte faaliyet gösterin, özgürlüğü elde etmek ve korumak için onlarla birlikte savaşın. Biliyorum, benim bu tür düşüncelerim bazılarının hoşuna gitmeyecek, çünkü onlar istikametlerini Moskova’ya çevirmişler, ben ise Tbilisi’ye (Tiflis) doğru bakıyorum. Apkhazeti (Abhazya) için Gürcistan’la sıkı ilişki içinde ve ayrılmaz biçimde kederde de sevinçte de onunla birlikte olmaktan başka yol yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır.”
Abhazya ana vatanı Gürcistan’a geri dönecek!
Evet yazıya Şalva İnal-İpa ile başladım ve büyük Giorgi Şarvaşidze’yle tamamladım. Fotoğrafta da “Vepkvistkaosani’de (Kaplan Postlu)” Tarieli karakteri illüstrasyonu olarak kullanılan bu büyük vatan evladını görüyorsunuz.
2.Bölüm: İtalya’da basılan hatıra pulu

İtalya ile Gürcistan’ın diplomatik ilişkilerinin 30. Yılı münasebetiyle bir hatıra pulu basıldı. Yaklaşık bir hafta önce İtalya’da basılan hatıra pulu üzerinde Biçvinta Katedrali görseli kullanıldı. Biçvinta Abhazya’da Gagra’ya 20 km mesafede bulunur, Gürcü eseridir ve 10.-11. Yüzyıl yapımıdır. Tüm dünya gibi İtalyanlar da Abhazya’nın Gürcistan olduğunu çok iyi bildiği için Gürcistan’la diplomatik ilişkilerinin yıldönümü anısına bastırdıkları hatıra pulunda bu görseli kullandılar. İtalyan rahip Teramo Cristoforo Castelli 17. Yüzyılda Gürcistan’a gelip 22 yıl kalmıştı. Puldaki çizim kendisine aittir.

Sonuç itibariyle Abhazya tarihsel açıdan Gürcistan’ın bir parçasıdır. Hiçbir argüman ortaya koyamayanlara inanıp fanatik bakış açısıyla slogan atmaktan ileri gidemeyen Türkiye’de yaşayan Abazaların içindeki bir kesim bu gerçeği değiştiremez.





























