“ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM/YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM”
Ayşe Hür: Bendenizin lisedeki edebiyat dersleriyle eş zamanlı olarak Kemal Tahir’in Devlet Ana (Bilgi Yayınevi, 1971) adlı kült romanından tanıdığım (artık ona “tanımak” denirse) Yunus Emre’ye (1239?-1321?) akşam akşam nereden geldiğimi sormayın, çok değil bir kaç cümle edip gideceğim zaten::))
Hani bizler en saf, en yalın Türkçe’nin şairi diye biliriz ya kendisini, 2015 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde Hüsna Kavaklıçeşme Kotan tarafından yazılmış doktora tezine göre Yunus Emre’nin söz dağarcığının sadece %45’i Türkçe, %35’i Arapça, %15’i Farsça, %5’i Farsça-Arapça melezi, Moğolca ve Yunanca imiş.
Yunus Emre bu çok dilli söz dağarcığını son derece esnek kullanmış. Hepsi aynı anlama gelen şu terimlerin yer aldığı dizelerdeki gibi (her biri ayrı şiirden, büyük harfler de benden):
“Yûnus eydür ALLAH dirüz ALLAH’ıla kapılmışuz”
“Sen kim didün ya RAB bana, ben yakınam senden yana”
“Bitmiş kamu teşvişleri HAK varlıgın almış yatur”
“Şol kazandugun mâlunı TANRI’yıçün virmek gerek”
“ÇALAB’um inâyeti suçın geçüre meger”
“Yaradılanı hoş gör, YARADAN’dan ötürü”
“Dağlar ile taşlar ile, çağırayım MEVLÂM seni”
“Bin yıl toprakta yatursam, ben komayam ENELHAKKI”
….
Burada sözü Talat Halman’a* bırakacağım:
“Acaba’larla düşünmek zorundayız Yunus Emre’yi. Acaba ölümünden iki yüz yıl kadar sonra kaleme alınan Divan’daki** şiirlerin hepsinin yaratıcısı Yunus Emre mi?
Acaba o şiirlerin bazıları Yunus’tan bir süre sonra yaşamış Said Emre’nin mi?
Aşık Paşa’nın mı?
Acaba Yunus Emre Divanı, 13. ve 14. yüzyıllardaki Anadolu’nun Türkçe şiir geleneğinden yapılmış bir derleme mi?
Acaba Yunus’undur diye kabul edilen şiirler arasındaki farklılıklar -sözcük ve söyleyişlerin, düşünce ve değerlerin uyuşmazlığı- içerik ve üslup çelişkileri incelendiğinde tekbir kişinin bu kadar değişik tarzda şiir söylemiş olamayacağı sonucuna varılamaz mı? Bu tılsımı bağlayan/Türlü dilde söyleyen/Yere göğe sığmayan / Sığmış bu can içinde ozan’ ile aruzla ‘Gel mevc-i acaib gör derya-yı nihan gözle/Zî bahr-i nihâyetsiz katrede olur pinhan’ mısralarını söyleyen aynı kişi olabilir mi?
Acaba değişik divanlarda 400’ün altından 400’ün üstüne çıkan şiirlerde kaç Yunus olduğu bir gün kanıtlanabilecek mi?
Acaba eldeki birkaç yazılı belgeyle yüzyıllardır halk arasında söylenegelen bir demet efsaneye dayanarak tüm bu şiirlerin Yunus Emre’ye ait olduğunu göstermek mümkün mü?
Acaba Yunus bir kolektif simge,bir sözlü gelenek sentezi, bir Anadolu antolojisi olarak düşünülemez mi?
Acaba Yunus’u hem sonradan ‘Divan’ şiiri diye anılan Arap-Fars estetiğine bağlı Selçuklu-Osmanlı elit şiirinin bir başlangıcı, hem de Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden halk şiirinin Anadolu’daki ilk büyük ozanı olarak düşünebilir miyiz?
Acaba Yunus önce Sünni, sonra sofi inançlara mı yönelmişti, yoksa önce mutasavvıfken bir mümin mi olmuştu? Ya da ömrü boyunca, sofuluk (hatta softalık) ile sofilik arasında gidip gelmiş olabilir mi?
Acaba Yunus’u imandan inkara uzanan çok geniş, her mevsimi kapsayan bir gönül ve akıl coğrafyası olarak düşünemez miyiz?
Acaba ‘Bir Yunus var mıydı?’, ‘Kaç Yunus vardır?’, ‘Yunus Emre Divanı’ndaki şiirler hangi çağlara, ozanlara, şairlere ait?’ gibi sorular önemli mi?”
Talat Halman, her biri korlanmış bir ok gibi sorularda Yunus Emre ezberlerimizi yeterince tarumar ettiğinin farkında olan birinin toparlayıcılığı ile şöyle bağlıyor sözünü:
“Elbette bütün bu sorulara yanıt bulmaya çalışmak edebiyat tarihçilerimiz görevi. Ortaya yeni belgeler çıkmadıkça yanıtlar sağlanamayacak.
Acaba asıl önemli olan, şiirlerin kendileri değil mi? O yaratıcılık serüveni, o hümanizma, o saf iman ve güçlü ahlak değil mi? O dil güzelliği ve gönül enginliği değil mi? Shakespeare’nin kimliği bilinmediği gibi, Yunus’un da varlığını bilmiyoruz. Homeros hakkında bilgimiz nasıl kıtsa Yunus için de öyle. Yunus’un aşk iklimi, söz ve ses dünyası, ruh yüceliği, insan sevgisi, özgürlüğü yeter bize…”
Acaba’lar üzerine düşünürken yazımızı “sınıf savaşçısı” Yunus Emre bağlasın:
Gitti beyler mürveti
Binmişler birer atı
Yediği yoksul eti
İçtiği kan olısar…
veya:
Onlar ki çoktu malları
Gör nice oldu halleri
Sonucu bir gömlek giymiş
Onun da yoktur yenleri…
Dedim ya, bir kaç cümle edip gideceğim, gidiyorum işte::))
*Talat Halman, A’dan Z’ye Yunus Emre, İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü Yayını, 2022, s. 44-45. Talat Halman’ı tanıtmaya gerek yok herhalde. Tanımayanlar Google’a sorabilir.
** Yunus Emre Divanı’nın en eski üç yazması 14. yüzyıldan. En kısası 98, en uzunu 302 şiir içeriyor. Yeni harflerle ilk baskısı 1933’te Burhan Toprak tarafından yapılmış. 1943’teki Abdülbaki Gölpınarlı’nın çalışmasını Talat Halman çok yetkin buluyor, en iyi hazırlanmış Yunus Emre Divanı olarak da 1990’da Dr. Mustafa Tatçı’nın üç ciltlik eserini belirtiyor. Bu divanda 415 şiir varmış.
























