NEDEN EDUARDO GALEANO…
E. Galeano’nun, takvimdeki her günün özenli bir portresini çizdiği “Ve Günler Yürümeye Başladı” kitabından ilk yazısını (Giyotin Kurbanı Kadınlar) geçen yıl bugün (3 Kasım 2020) yayımlamıştım. Dün (2 Kasım 2021) bu kitabın son yazısını yayımladım. Eğer bir-iki yazıyı yayımlamayı atlamışsam emin olun tembelliğimden değil, mutlaka ciddi bir nedeni olduğundandı. Belki o gün komada idim veya kaprisime denk gelmiştir. Belki de çok kederli (Sevgili yoldaşım Ali TOPRAK’ın ölümü gibi) bir günümdeydim.
Yazar hakkında bilgi edinmeniz için çok fazla kaynak var. Ancak ben, beni etkileyen ve ilgilendiren birkaç satır yazmadan edemeyeceğim.
E. Galeano; yalnızca militan gazeteci değil, aynı zamanda dergi çıkaran, işkence gören, hapisler yatan, sürgün edilen, gözaltında kaybedilen, sokakta öldürülen yoldaşları ile birlikte “eziyetli bir o kadar dik kafalı” bir yaşam süren “Marksist”tir. Halkını, ülkesini ve kıtasını çok sevdiği için bütün “acılara ve eziyetlere” kafa tutmaktadır.
Yayımladıkları dergide birlikte çalıştığı yoldaşlarından şöyle bahsediyor: “Horoldo Conti’yi götürdüler. İşkenceden geriye kalan bedeni 1976 Mayısının ortalarında göründü, sonra hiçbir haber alınamadı. Hükümet tüm suçlamaları reddetti. Ozan Miguel Angel Bustos’u evinden sürükleyerek götürdüler ve bir daha haber alınamadı. Ozan Paco Urondo Mendoza ise vuruldu. Öykücülerden Paoletti, Di Benedetto ve derginin yayın sorumlusu Luis Sabini hapisteler.”
“Redaktör Carlos Vilar Arjantin’de petrol üzerine dönen hileleri yazdığı yazıdan altı gün sonra eve dönmedi. Onu ormanda gözleri bağlı sorguladıktan sonra öldü diye bir yerde arabadan attılar. Şans eseri bulundu ve ölmediği için ülkesini terk etmek zorunda kaldı.” Parantez: Yakından tanıdığım Hasan Ocak’ın işkence görmüş bedeni günler sonra Beykoz ormanlarında bulundu.
“Derginin baş yazarı ozan Juan ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Juan’ı tutuklamak için evine gelenler bulamayınca, çocuklarını alıp götürdüler. Kızını serbest bıraktılar, oğlu ve yedi aylık hamile gelininden hiç haber alınamadı.” Ayrıca, öldürülenler, tutuklananlar ve arananların listesi yayınlanmakta her gün.”
Yukarıda anlatılanlar bana hiç yabancı gelmedi. Ülkemizde yayımlanan birçok dergi gibi “Emeğin Bayrağı” isimli dergi çalışanlarının başına da benzer şeylerin geldiğine şahit olmuştum. Gözaltında kaybedilen gazeteciler, işkencede öldürülen sendikacılar, bin yıllarla yargılanan dergi sahipleri ve yazı işleri sorumluları, yazdıklarından dolayı zorunlu olarak ülkelerini terk edip sürgünde yaşayan yüzlerce yoldaşım var.
BUNUN İÇİN EDUARDO GALEANO VE BUNUN İÇİN ONUN YAZILARI…
Zamanınız varsa E. Galeano ile ilgili birkaç paragrafı da okumanızı isterim.
İspanya’daki Öfkeliler hareketi sırasında Madrid’deki Puerto del Sol’da genç direnişçilerle tanışmış. Aralarından biri Galeano’ya “mücadelelerinin ne kadar süreceğini düşündüğünü” sormuş. Galeano şöyle cevap vermiş: “Merak etme. Mücadele etmek sevişmek gibidir. Sürdüğü müddetçe sonsuzdur. İsterse bir dakika sürsün. O bir dakika bir yıldan daha uzun bir süre gibi gelebilir.”
Galeano’ya göre, “İnsanlığın gökkuşağı, bildiğimiz gökkuşağından çok daha güzel”. “Ama militarizm, maçizm ve ırkçılık onu görmemizi engelliyor. Körleşmenin bin bir yolu var. Biz küçük şeylere ve küçük insanlara körüz.”
Körlüğe giden en kestirme yolun, görme yetimizi değil, hafızamızı kaybetmekten geçtiğini düşünüyor. “Korkarım hepimiz hafıza kaybından mustaribiz. Güzelliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olan insanlığın gökkuşağının anısını canlandırmak için yazdım.”
Peki, bu unutkanlığın sorumlusu kim? Sorumlu, “tek bir insan değil”; “kimin hatırlanmaya değer olduğuna, kimin unutulmayı hak ettiğine sürekli olarak insanlık adına karar veren bir iktidar sistemi. Bize söylediklerinden çok daha fazlasıyız. Çok daha güzeliz.”
“Tarih hiçbir zaman gerçekten ‘hoşça kal’ demez; ‘görüşmek üzere’ der.”
Değerli okur arkadaşlarım, bugünden itibaren, yazarın diğer kitaplarından yazılar yayımlayacağım. Her gün yayımlayacak gücüm olmadığından arada bir yazacağım. Bunu neden mi yapıyorum? Henüz ölmediğimi size bildirmek ve hatta belki bi boka yarayacağıma olan inancımdan dolayı…
Artvin’in dağ köyü Klaskur’dan selam ederim.





























