“Dünya hepimize yetecek kadar büyüktü / Ne biz sığabildik ne de başkasına izin verdik”
Aydın Başkal
“TAMZARA”
Oyunun bir tarihi kesiti anlattığını hasbelkader tahmin ediyordum. Oyunu seyretmek için beni teşvik eden esas neden ise, (elbet bunların payının olmadığını söyleyemem) ne Şebinkarahisar’a ait olması, ne “TAMZARA” adını taşıması, ne de hasbelkader sahip olduğum oyunun konusuna ait bilgimdi. Alt başlık diyebileceğim, ya da konuyu biraz daha kafamda canlandırmamı sağlayan, beni oyunu izlemeye iten oyunun afişinde ki şu cümleydi:
“Dünya hepimize yetecek kadar büyüktü / Ne biz sığabildik ne de başkasına izin verdik”

Her şeye rağmen, yine de ön yargı taşımama neden olacak nedenlerim vardı ve giderken hâlâ önyargılıydım. Oyunu izledikten sonra elbet kırıldı. Elbet tartışılmaz değildi. Dahası da olabilirdi denilebilir…
Günümüz atmosferinde, hele ki memleketin son yıllarda ülkenin genel durumuna, ona paralel milliyetçiliğin ve muhafazakarlığın artışa geçmiş olması, bütün bunlara rağmen böyle bir oyunun, en azından çevrenin genel yapısını az çok bilen biri olarak, üstelik milliyetçiliğin ve muhafazakarlığın ağır bastığı ilişkiler içinden çıkmış olduğunu (yanılmış olma payımı baştan kabul ederek) düşündüğüm, oyun yazarının böyle bir metini kaleme alması “daha ne olsun” dedirtti.
Kendimi, oyununcuların, oyunculuk performansları, dekor, teknik kısımlar ile ilgi söz söyleyecek yetkinlikte görmediğimden bir haksızlık yapmamak için bu konuya hiç girmeyeceğim. Fakat ülkenin genel atmosferi içerisinde bu içerikte bir oyunda yer aldıkları için, sadece bu nedenle olsa dahi bütün oyuncu kadrosunun alkışı hak ettiklerine inanıyorum.
Kanımca genel kabuldür, bir roman, bir şiir, bir öykü ve bir tiyatro metni her şeyi okura ve izleyiciye söylemez. Söylememeli.
Bu tür metinlerde yerinde kullanılan tek bir cümle hatta tek bir sözcük bütün hikayeyi özetler. Soru sordurur, bir soru yıllarca unutulmayıp hafızada kalabilir. Okuyanı, duyanı, izleyeni tek bir soru dahi huzursuz eder. Huzursuz olmak her zaman bir kötülüğün işareti değildir. Bir “KAPI” yı da aralar.
Oyun da bunu yerine getiren, huzursuz ederek, huzurun kapısını işaret eden kısa ama esaslı bir kaç sahneden örnek vermek gerekirse, ki aynı toprakların konu edildiği, geçmiş zaman da şahit olduğum bir dinletide “aydın” kimlikli birisinin “bob” ve eksenin de sürdürdüğü konuşmasında rum ve ermenilerin geri dönüşünü kast ederek, kurduğu “tapularınıza sahip çıkınız” cümlesi ne kadar kardeşleşmenin dilinden uzak, milliyetçiliği kışkırtan bir dil ise, oyunda adı geçen belediye başkanının yapmış olduğu davranış ise, yüzleşmeye davetin kapısını aralıyordu.
Selanikten memleketini görmek için, ki kah geri tarihe dönüşlü sahnelerinde tehcir zamanında arkada bırakılan, evlatlık edilerek adı değiştirilmiş olan halayı bulmak için geri dönen baba oğul. Babanın döndüğü topraklarında hala yı bulamadan ölümü… Oğulun, babasını götüremeyip orada atalarının toprağına gömmüş olması. Ve sonraki sahnede kendi babasını gömdüğü yerde bulmak için dönen baba oğulun, bir anda ön yargının esiri olan, ki bu kişi aynı zaman da dost oldukları kişidir. Kazmayı, küreği gördüğünde kendisini kandırdıklarını, define çıkarmak için geldiklerine inanır. Elinde silah bir anda üç beş saat önce dost olduğu, ellerini öptüğü kişileri tehdit eder. Hakaretler yağdırır. Burada baba nın kurmuş olduğu cümle, sevgili Hrant’ın ölümüne neden olan cümlelerinden birini bizlere hatırlatması bakımından çok önemlidir. Baba da babasının mezarı başında, toprağın üstünde ölür.
Üstü için değildir, altı için dönmüştür!…
Bir kapıdır ki hatırlatır.
Baba oğul hatırlar evlerini, harabeye dönmüştür.
Bir “KAPI” dır. Bekler…
Yukarıda sözünü ettiğim “tapularınıza sahip çıkın” denilen bu evlerin kapılarıdır. Kapıların sahipleri dönerler mi dönmezler mi bilinmez. Fakat bu, gerçekleşme ihtimalinin dahi olmadığı kadar bir ihtimaldir. Buna rağmen bu söz edilmiştir.
Esas mesele bu kapıların gerçek sahiplerinin bilinmesidir. Gerçekleşmeyecek kadar bir ihtimal için de olsa, bu kapıların sahiplerini bilenlerin tapuları sahiplerine vermeyi kabul eden bir vicdanın sahibi olma yetisini kazanmış olmalarıdır. Gerçek yüzleşme de bu vicdan da saklıdır. İnsan olmanın kapısıdır vicdan…
Yukarıda belediye başkanından söz etmiştim, bilemiyorum belki oyunun yazarının kurguda bilerek tercih ettiği bir isimdir. Sözü geçen belediye başkanı zamanın AP li belediye başkanıdır. Ve, bu belediye başkanı tarafından babasını kaybeden oğula sözü geçen kapının bulunduğu evin tapusu verilir.
Bu sahne az şey değildir.
(Burada yazar sağ geleneği temize mi çekmek istemiştir, yoksa sağ geleneğe değişmeniz gerek çağrısı mı yapmıştır? Bunu bir soru olarak düşmek isterim. Bir soru daha düşmek istersem, 1915 lerde yaşananlar esas olarak Ermenilerle Türkler arasında yaşanmıştır. Çatışma bu iki halk arasındadır. Oysa o yıllarda bir kaç örneğin dışında çatışmalardan uzak, ortada duran görüntüsü veren Rumlardır.
Sorum şudur: Tehcir olarak anılmayan, adına mübadele denen yer değiştirmeye uğrayan Rum halkına oyunda daha fazla yer verilmiş olması, Ermeni sorununa karşı bir mesafenin korunmuş olduğu şeklinde değerlendirilebilir mi?
Oyun sonrası oyunun yazarı Erol Ersalan ile tebrikler, fotoğraf çekimleri arasında biraz sohbet etmek imkanım oldu. Elbette kendisiyle daha uzun sohbet etmek bu ve benzeri soruları daha iyi anlayabilmek ihtiyacından kaynaklı ayrıntılı konuşmak isterim.)
Kaldı ki karşı taraf, yani tehcir ve mübadeleye uğrayanlar defalarca bunu dile getirmişlerdir. Aslı şöyledir bizim bu topraklarda gözümüz yoktur, gözümüz o toprakların altına girmektir. Orada sonsuz uykumuzu uyumaktır…
Sonra tarihin dili konuşur, adı değiştirilerek Ayşe yapılan hala, Silahı ile gelip tehdit eden kişinin annesi çıkar.
Dikkatli olmak gerek, ata sözlerimizden birisidir. “Sütü üfleyerek içmek” gerek. Ayşe, Hatice, Eyüp, Ziya diye bildiklerinin gerçeğiyle yüzleşmek, yaşanan tarihin kaçınılmazları arasındadır… Kaçamayabilirsin…
Bunun tersi, Ayşe’nin Anna, Hatice’nin Hanuş, Eyüp’ün, Dikran, Ziya’nın Levon olduğuna bugüne kadar rastlanmamıştır. Yaşanmamıştır, yazmaz tarih sayfalarında.
Ve “KAPI” orada hep aralanmayı bekliyordu…
El veren,
başta oyunun yazarı Erol Eraslan’a oyunculara ve emeği geçen herkese teşekkürlerimle…💐



























