UKRAYNA SAVAŞINDA SON TANGO, YENİ DÖNEMİN EŞİĞİ Mİ?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Nazi Almanyası’na karşı kazanılan zaferin yıldönümünde yaptığı konuşmada Ukrayna savaşının “sonuna yaklaşıldığı” yönündeki mesajları, uluslararası diplomasi kulislerinde yeni bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: Gerçekten savaşın sonuna mı geliniyor, yoksa taraflar yalnızca yeni bir güç dengesi mi kuruyor?
Üç yılı aşkın süredir devam eden savaş, artık sadece Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan klasik bir bölgesel çatışma olarak değerlendirilmiyor. Bugün ortaya çıkan tablo; Batı, NATO, Rusya ve küresel enerji-gıda piyasalarının doğrudan içinde olduğu çok katmanlı bir jeopolitik hesaplaşmaya dönüşmüş durumda.
Başlangıçta savaşın temel gerekçesi olarak Ukrayna’nın NATO üyeliği öne sürülmüştü. Ancak savaş öncesinde bile birçok uluslararası uzman, Ukrayna’nın kısa vadede NATO’ya tam üyeliğinin gerçekçi olmadığını ifade ediyordu. Buna rağmen süreç diplomasiyle değil, savaşla ilerledi.
Ve en büyük bedeli Ukrayna halkı ödedi.
Milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı, şehirler yıkıldı, altyapı çöktü, ülke ekonomisi ağır darbe aldı. Batı dünyası Ukrayna’ya güçlü destek verdi; silah, finans ve siyasi koruma sağladı. Ancak savaş uzadıkça bu desteğin aynı zamanda büyük bir askeri-sanayi döngüsünü de beslediği görüldü.
ABD, İngiltere ve NATO ülkeleri için Ukrayna savaşı; modern silahların test edildiği, eski mühimmat stoklarının eritildiği ve savunma sanayisinin yeniden dev bir ekonomik motora dönüştüğü bir sürece evrildi. Rusya da aynı biçimde savaş ekonomisine geçti; üretim kapasitesini büyüttü ve askeri yapısını yeniden şekillendirdi.
Bu savaş yalnızca cephede yaşanmadı.
Enerji fiyatları yükseldi, Avrupa ekonomik baskı altında kaldı, küresel gıda zinciri sarsıldı. Özellikle tahıl koridoru krizleri, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar birçok ülkeyi doğrudan etkiledi.
Bugün gelinen noktada ise dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor:
Rusya, beklediği hızlı askeri zaferi elde edemedi. Kiev yönetimi yıkılmadı. Ukrayna tamamen teslim olmadı. NATO genişledi; NATO kuzey hattında daha da güç kazandı. Bu açıdan bakıldığında Moskova’nın stratejik olarak istediği sonucu aldığı söylenemez.
Ancak öte yandan Batı’nın hedeflediği “Rusya’yı geri püskürtme” stratejisinin de tam başarıya ulaştığını söylemek zor.
Çünkü savaşın sonunda Rusya hâlâ sahada.
Özellikle Rus nüfusun yoğun bulunduğu Donbas ve çevresindeki bazı bölgelerde kontrolünü sürdürüyor olması, Moskova açısından “tam yenilgi” algısını engelliyor. Kremlin bunu, Batı’ya karşı direnç gösterebilmiş olmanın psikolojik ve stratejik başarısı olarak iç kamuoyuna sunuyor.
Asıl dikkat çekici olan ise savaş sonrası dönemin ekonomik faturasıdır.
Bugün Ukrayna’nın yeniden inşası için yüz milyarlarca dolarlık kaynağa ihtiyaç duyulacağı konuşuluyor. Bu kaynakların büyük kısmının Batılı finans çevreleri, uluslararası krediler ve uzun vadeli ekonomik anlaşmalar üzerinden sağlanacağı tahmin ediliyor. Yani savaş sonrası Ukrayna’nın yalnızca fiziksel değil, ekonomik ve siyasi anlamda da yeni bir bağımlılık sürecine girmesi ihtimali tartışılıyor.
Bu noktada Avrupa içinde de sessiz bir sorgulama başlamış durumda.
Özellikle savaşın ilk dönemindeki sert söylemlerin yerini artık daha temkinli diplomatik açıklamalar alıyor. Çünkü uzayan savaşın ekonomik maliyeti yalnızca Ukrayna’yı değil Avrupa’yı da yordu.
İngiltere başta olmak üzere Batılı ülkeler Ukrayna’ya güçlü destek verdi. Ancak savaşın sonunda ortaya çıkacak yeni denklemde Ukrayna’nın nasıl bir devlet yapısıyla ayakta kalacağı hâlâ belirsiz.
Rusya açısından ise savaşın bilançosu da ağır oldu.
Ekonomik yaptırımlar, uluslararası izolasyon, insan kayıpları ve uzun süreli savaş ekonomisinin baskısı Moskova’yı ciddi biçimde yıprattı. Buna rağmen Kremlin yönetimi, Batı karşısında geri adım atmayan görüntüsünü koruyarak iç politikada kontrolü elinde tutmaya çalışıyor.
Bugün görünen gerçek şu:
Bu savaşın kesin bir kazananı henüz yok.
Kaybeden ise büyük ölçüde Ukrayna halkı, Avrupa ekonomisi ve küresel istikrar oldu.
Şimdi dünya yeni bir sorunun cevabını arıyor:
Silahların sustuğu gün gerçekten barış mı başlayacak, yoksa yalnızca daha uzun ve daha karmaşık bir jeopolitik hesaplaşmanın yeni perdesi mi açılacak?
Bir kaç soru analiz başlıkla devam edelim
Ayrıca uluslararası güvenlik çevrelerinde giderek daha yüksek sesle dile getirilen başka bir endişe daha var:
Ukrayna savaşının sona yaklaşması, dünyanın gerçek anlamda barışa yaklaşması anlamına mı geliyor; yoksa küresel güç mücadelesinin yeni cephelere taşınmasının ön hazırlığı mı yapılıyor?
Bugün Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Ortadoğu’daki kırılgan dengeleri her geçen gün daha da tehlikeli hale getiriyor. Gaza Strip merkezli çatışmaların, doğrudan Iran ile Batı arasında daha büyük bir gerilime dönüşme ihtimali artık yalnızca teorik bir senaryo olarak görülmüyor. Özellikle Strait of Hormuz üzerinden yaşanabilecek olası bir enerji ve deniz ticareti krizi, küresel ekonomiyi Ukrayna savaşından çok daha ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir.
Çünkü Hürmüz Boğazı yalnızca bölgesel bir geçiş hattı değil; dünya enerji dolaşımının can damarlarından biridir.
Bunun yanında dikkat çeken başka bir gelişme ise, İkinci Dünya Savaşı sonrası askeri olarak sınırlandırılan ülkelerin yeniden hızla silahlanmaya yönelmesidir.
Özellikle Germany ve Japan gibi, savaş sonrası dönemde askeri kapasitesi bilinçli biçimde kontrol altında tutulan ülkelerin bugün yeniden büyük askeri güçlere dönüştürülmesi, Avrupa ve Asya’daki güvenlik paradigmasını kökten değiştiriyor. Üstelik bu süreç yalnızca söz konusu ülkelerin kendi tercihi gibi görünmüyor; başta ABD olmak üzere Batı ittifakının, bu ülkeleri daha fazla savunma harcaması yapmaya ve ordularını büyütmeye açık biçimde teşvik ettiği görülüyor.
Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme taşıyor:
Dünya, Ukrayna savaşıyla başlayan yeni kutuplaşma sürecinden çıkarak daha güvenli bir düzene mi ilerliyor, yoksa adım adım çok daha büyük bir küresel çatışmanın psikolojik, ekonomik ve askeri altyapısı mı hazırlanıyor?
Bugün birçok uzman, “Üçüncü Dünya Savaşı” kavramının artık yalnızca klasik anlamda devletlerin cephe savaşı şeklinde düşünülmediğini belirtiyor. Siber saldırılar, enerji savaşları, vekâlet savaşları, ticaret ambargoları, yapay zekâ destekli askeri sistemler ve bölgesel krizlerin birbirine bağlanması; modern dünyanın büyük çatışmasını parça parça inşa ediyor olabilir.
Belki de asıl tehlike tam burada yatıyor:
İnsanlık, büyük felaketlerin genellikle bir anda değil, krizlerin normalleşmesiyle adım adım geldiğini tarih boyunca defalarca gördü.






























