GHA- ქართული ამბების სააგენტო
Dünya Neden ABD’yi Daha Büyük Tehdit Olarak Görmeye Başladı?
Son yıllarda uluslararası siyasette yaşanan kırılmalar, küresel kamuoyunun büyük güçlere bakışını da önemli ölçüde değiştirmeye başladı. Batı dünyasının demokrasi ve özgürlük söylemleriyle özdeşleşen Amerika Birleşik Devletleri, bugün birçok ülkede artık istikrarın değil, küresel risklerin başlıca kaynaklarından biri olarak algılanıyor.

Bu çarpıcı tablo, NATO’nun eski Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen tarafından kurulan ve Batı dünyasının önde gelen kurumları tarafından desteklenen Demokrasi Algısı Endeksi’nin (Democracy Perception Index) 2026 sonuçlarında da açık biçimde ortaya çıktı. Araştırma, 98 ülkede 94 binden fazla kişiyle gerçekleştirildi.
Araştırma Ne Diyor?
Araştırmaya göre katılımcıların çoğunluğu, 84 ülkenin 65’inde ABD’yi “dünya için en büyük tehdit” olarak tanımladı. Aynı araştırmada, 83 ülkenin 63’ünde Çin’in ABD’ye kıyasla daha olumlu değerlendirildiği görüldü.
Bir başka dikkat çekici sonuç ise ABD’nin küresel imajındaki hızlı gerileme oldu. Demokrasi Algısı Endeksi verilerine göre ABD’nin net uluslararası algısı son iki yılda pozitif seviyelerden eksi değerlere geriledi. Reuters’in aktardığı verilere göre ABD’nin küresel algı puanı +22’den -16’ya düştü.
Bu Sonucun Arkasında Ne Var?
Araştırma yalnızca bir kamuoyu yoklaması olsa da ortaya çıkan eğilimlerin arkasında son yılların jeopolitik gelişmeleri bulunuyor.

Bitmeyen Savaşlar ve Müdahaleler
Irak, Afganistan, Libya ve Suriye müdahalelerinin mirası hâlâ dünya kamuoyunda güçlü biçimde hissediliyor. Özellikle Küresel Güney olarak adlandırılan Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde ABD’nin dış politikası çoğu zaman demokrasi ihracından çok askerî müdahalelerle özdeşleştiriliyor.
Çifte Standart Eleştirileri
Batılı ülkelerin bazı uluslararası krizlerde insan hakları ve uluslararası hukuk konularında farklı standartlar uyguladığı yönündeki eleştiriler son yıllarda daha görünür hale geldi. Bu durum, Batı’nın ahlaki üstünlük iddiasının sorgulanmasına yol açtı.
Çin’in Farklı Stratejisi
Çin ise özellikle son yirmi yılda altyapı yatırımları, ticaret ortaklıkları ve ekonomik iş birlikleri üzerinden etki alanını genişletti. Pekin yönetimi birçok gelişmekte olan ülkeye siyasi şartlar öne sürmeden yatırım yapması nedeniyle daha pragmatik bir ortak olarak görülüyor.
Araştırma sonuçları da Çin’in özellikle Afrika, Asya ve Orta Doğu’da yükselen bir sempati kazandığını gösteriyor.
Batı İçin Bir Alarm mı?
Bu araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, sonuçların Batı karşıtı bir kuruluş tarafından değil, tam tersine Batı’nın demokrasi söylemini savunan çevreler tarafından yayımlanmış olmasıdır. Endeks, Rasmussen’in kurduğu Alliance of Democracies Foundation tarafından hazırlanıyor ve uzun yıllardır Batılı kurumların desteğiyle yürütülüyor.
Bu nedenle ortaya çıkan veriler, yalnızca Çin veya Rusya merkezli propaganda kaynaklarının değil, Batı’nın kendi araştırma çevrelerinin de küresel algıdaki değişimi tespit ettiğini gösteriyor.
Gürcistan ve bölge açısından ne anlama geliyor?
Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunan Gürcistan gibi ülkeler için bu değişim ayrı bir önem taşıyor. Çünkü dünya giderek tek kutuplu yapıdan uzaklaşırken, ülkeler de dış politikalarını yalnızca Batı eksenine göre değil, çok kutuplu yeni denklemlere göre şekillendirmeye çalışıyor.
Bugün birçok devlet için temel soru artık “ABD mi, Çin mi?” sorusundan çok, “Ulusal çıkarlarımızı hangi dengeler içerisinde koruyabiliriz?” sorusu haline gelmiş durumda.
Sonuç
2026 Demokrasi Algısı Endeksi, dünya siyasetinde sessiz fakat derin bir dönüşümün yaşandığını ortaya koyuyor. ABD hâlâ dünyanın en büyük askerî ve ekonomik güçlerinden biri olsa da, küresel kamuoyundaki meşruiyet ve güven algısında ciddi aşınmalarla karşı karşıya bulunuyor. Buna karşılık Çin, özellikle Küresel Güney’de yükselen ekonomik etkisini siyasi sempatiye dönüştürmeye devam ediyor.
Araştırmanın gösterdiği asıl gerçek ise şu: 21. yüzyılın küresel rekabeti artık yalnızca silahlar ve ekonomiler arasında değil, aynı zamanda algılar, güven ve meşruiyet üzerinden de şekilleniyor.























