Kenan Yaşar:
HEVA
Güzel bir görsel oldu diye subjektif düşünceyle yüz yıllık bir öyküyü elden geldiğince akıcı bir şekilde anlatmak iseği doğdu içimde…
Heva, köyünde sevdiği delikanlıyla aile baskısı nedeniyle evlenemeyince uzak uzak köylere gelin gitmeye karar verir. Sevdiği genç Kamil ise Heva ile kaçarlarken babasından yediği tokatı umursamamış ama babasının Heva’ya da tokat atmaya yeltenmesine öyle içerlemiş ki o günden sonra Kamil’i gören duyan olmamış. Kamil, memleketini bir daha dönmemek üzere terk edince Heva da “köyünün uzaktan da olsa görünebildiği köye gelin olmamaya” karar vermiş. Sözü Gürcüce şöyle olmuş:
“Şoltisxev danaxul sopleşi ar gevetxuvebi” ( Şoltisxevi’n görünebildiği köye gelin olmam)
Bir kaç yıl sonra Şoltisxev’e göre dağların ardında kalan, yaylaları kısmen daha yakın olan Şuaxevi’nin bir köyünden, marangoz bir delikanlı tarafından istenir ve Heva da kabul eder.
Günü gelince Heva, babası ile birlikte o uzak köye gitmek için hazırlanır. At üstünde yapılacak yolculuk beş saate yakın sürecektir.
…Öğle sıcağına kalmamak için sabah erkenden kahvaltı yapıp yola çıktılar lakin hüzünlü bir vedanın ardından Ayşe nine eve dönünce, yol için kızına ve eşine hazırlamış olduğu azığın (mavalay) unutulduğunu fark eder. Mavalayı alıp arkalarından yetişmeye çalışır ama yollar yokuş ve ormanlık alan içindedir. Ha şurada ha burada yetişirim derken Nacvarevi denilen sırta ter içinde çıkar. Bu tepenin görüş alanı yeterince geniş olduğu için, kızını uzaktan, başındaki kırmızı parlak örtüden tanır. Gel gör ki artık onlara yetişemeyeceği kesindir ve çaresiz, gözü yaşlı geri döner.
Eve geldiginde ev halkına Gürcüce şöyle der: “Nacvarev avel, çem Heva’ma Cvarisasven amaatzitla.”
( Ben Nacvareve çıktım, benim Heva’m Cvarisasveni’de kıpkırmızı parladı.)
Heva’nın başında gelinler için özel örtü: vala vardı. Vala parlak kızıl renkli bir baş örtüsüdür.
Heva ile babası yola devam ederler. Yaylayı geçince yolda bir çam ağacının altından geçerken at üstündeki Heva’nın valası ağacın dalına ilişir, valayı daldan kurtarıp yola devam ederler.
Heva gelin olur, bir kız bir de oğlan çocukları olur Heva ile İdris’in.
On altı yaşında iken kuzenlerini yaylada görmeye gelir Mahmut. Mahmut ve Nazeni kardeşlerin kuzeni Osman’dir.
Şoltisxevi ile Maxalakizebi köyleri Türkiye-SSCB arasında yapılan sınır anlaşmasıyla birbirinden ayrı kalır. Artık gidiş geliş mümkün değildir. Heva bir daha doğduğu köydeki akrabalarının hiçbirini göremez olur. Heva’nin oğlu yaylada çobanlık yaparken sınıra yaklaşınca, Türkiye tarafından da çobanların sınıra yaklaştığını görür ama iletişime kesinlikle müsamaha edilmez.
Mahmut, dayısından haber almak için bir yol bulur. Sınırı bekleyen Rus askerleri Gürcüce’ye pek hakim değildirler.
Sanki hayvanlara sesleniyormuş gibi yaparak:
“Oho ho ho, çemi okro kbiliani bidza kargat ari? oho ho ho” şeklinde seslenir. ( Oho ho ho benim altın dişli dayım nasıl oho ho ho)
Berideki çoban cevap verir:
Oho ho ho, kargat aris, kargat aris oho ho ho.
( Oho ho ho iyidir, iyidir oho ho ho)
Bu iletişim karşı tarafla anlamlı olan son iletişim olmuştur.
Heva’nin babası İlyas dede sınır çizilince, valanın takıldığı dalı keser ve ölünceye kadar o dalı evinde saklar.
Gürcistan-Türkiye sınırı 1990’da açılınca
Mahmut’un torunu Türkiye’ye gelir ve Osman dayısını görür, on beş gün kalır yanında; büyük bir hasret ve sevinçle karışık hüzünlü bir buluşmadır.
Osman benim annemin babasıdır ve annemin adı da Heva’dır.
Görseldeki ormanlık alanın bitip çimlerin başladığı sırtın adı Cvarisasveni’dir.
Bugün yaylada bu görseli kaydedince yüz yıl önce yaşanmış bu öyküyü ilgili olan arkadaşlarımla paylaşmak istedim.
Sağlıcakla, sınırsız kalın!
13 Eylül 2026- Şoltisxevi yaylası.

































