Kutsal denilen kitaplardaki Tanrı anlayışı ile, bırakalım evreni açıklamayı ve yorumlamayı, içinde yaşadığımız dünyayı bile kısmen ve yerel olarak ancak anlayabiliriz. Bu kitaplar dönemin yaşanmışlıkları, kültürel ve iktisadi durumunu ve değerlerini anlamak için işe yarayabilirler.
Dinler birer olgudur, dünya kültürünün biçimlenmesinde önemli yapı taşlarıdır. Ama, ancak bu kadardırlar.
Kutsal kitaplara sığdırılan, hadi Kur’an”a sığdırılan Allah anlayışı diyelim, korku, sindirme, şantaj ve tehdit içerikli bir Allah’tır. Evreni açıklayan hiçbir yönü ve yanı yoktur. İşi gücü insanların ona inanmasını sağlamaktır. Onu tek görmelerini, ona eş koşmamalarını ister, bunları yapmadıkları takdirde onlara lanet okuyan, derilerini yüzen, ateşlerde yakan, şiddetin her türlüsünü layık gören, bir diktatör görünümünü vermektedir Allah. Sevgi yoksunudur, ancak sevilmeyi ve kabul görmeyi şiddetle ister.
iki tane Allah var denilemez bu inanç sisteminde. Yani böyle bir şey akla bile getirilemez. Bu, en başta insanların aklına ipotek koymaktır.
Son dönemlerde moda olan, deistlerin çoğunun tahayyül ettikleri kozmik enerjinin Tanrının yerine konulması da başka bir sorundur. Buradaki sorun bu enerjiye, Tanrının vasıflarının yüklenmesidir. O, dizayn edici, yönlendiricidir deistlere göre.
Oysa evrimci bakışa göre, evrimin herhangi bir hedefi, planı ve amacı yoktur. Tamamıyla rastlantı üzerine bir oluşumu içerir.
Evren sürekli bir oluşum içerisinde olmuştur. Bu oluşum devam etmektedir.
Bilim sürekli soru sorarak ilerlemektedir. Soruların sonu yoktur. Cevaplar ise dinlerle karşılaştırılmayacak kadar fazladır. Dinler belli sınırların aşılmasını ve düşüncenin gelişmesine engeldirler. Korku ve biat özgür düşüncenin ve gelişmenin önünü tıkar.
Bilim henüz her şeyi açıklayamıyor olsa da en azından açıklama üzerine bir kurguya ve içeriğe sahiptir.
Bizleri büyük patlamaya götüren dinler değil bilimsel çalışmalardır. Şu an üzerine tartışılsa da evrenin oluşumuyla, atomların, elementlerin oluşumuyla ilgili bize çok net bulgular sunmuştur.
Sadece düşünceyle, felsefeyle açıklamaya varmak olanaksız. Gözlem ve deney olmadan eksik kalıyorlar. Gözlem ve deneyse bilimin olanaklarıyla ancak mümkündür.
Sonuç olarak: Anlamak, anlamaya çalışmal bütünsel bir çalışma gerektirir. Fizik kimya biyoloji olmadan, inançla, düşünce ve felsefeyle ancak bir yere kadar gidilebilir.
























