Ekşimiş Yalnız
Hikmet Kavasoğlu: Bisküvi kokan parmaklarını öperdim cumartesilerin taze vakitlerinde. Gazap Üzümleri’ni anlatırken şakağında bir damar pıt pıt atıyordu. Yanlış ömürlerden dostluk yontuyorduk birbirimizde. Bir ara ressam inceliğiyle fırçaladın beni, aşağıdakilerin aşağılıklarını ikide bir bağışladığım için. Sen öfkede daha keskindin. Benim öfkem su alıyordu, yumuşuyordu. Sonra mahkeme kapıları ve çok yatar aldığımda mahcup olmayayım diye bana hazır öfkeni benden sakladın güya. Öfkenle yol bulamadım, bir türlü uslanamadım.

… (Ertesi)
Bunları bir gün sen okursun diye içimden geçiriyorum. Zor ama zor olan şeyleri içimden geçiriyorum.
Az önce bir kertenkele, perdenin gölgesinden seğirterek karyolamın altına girdi. Keşke şu an kertenkelenin soluğunu duyacak kadar keskin olsaydı kulaklarım ah. Eksiliyoruz işte ilk öpüşmelerden beri azaltsak da eksilmemizi.
Çok ekşimiş peynirden koydum, yemedi kertenkele. Turp vardı. Onu kıyısından kemiriyor sanırım. Uzun aradan sonra ilk defa bir can ile aynı odadayız. Bilse benim mutluluğumu unutur odaya girdiği deliği. Bilsem keratanın mutlu olduğunu ben kapatırım o deliği… İşte bütün bunlar bir yalnızın deliliği.
… (1 yıl sonra)
Külüstür bir arabam vardı hani. Yağmurda, yolda kalmıştık. Ortalık kararmaya başlamıştı. Eyüp ta otuz yıllık arkadaşım. Arar aramaz gelmişti. Bujiydi, kontaktı derken çalışmıştı meret. Eyüp’ün kaporta dükkanına gitmiştik. İki kasa üzüm, bir file bayat ekmek ve bol votka vardı. Senin dudakların, votkadan mı bilmem koynumu gıdıklıyordu. Eyüp çoktan zıbarmıştı araba koltuğundan bozma yatağında. Leş gibi izmarit kokuyordu eşşoğlu.
Sabahleyin kirli perdeyi araladığımda yüzüne düşen kar aydınlığını unutamam. Bir de o temiz aydınlık hatırına yüz yüze gömülmüştük.
…(8 ay sonra)
İki gün sonra yaşadığın şehre geleceğim. Yaşayıp öldüğün şehre geleceğim.
Aynı sokak lambalarının altında dudaklarımı ısıracağım. Bir şeyler anımsaya anımsaya yaşamanın dilenciliğini kanıksayabilir miyim bilmiyorum.
Küreğin toprak atan sesi bende bir travmaydı biliyorsun. Bile bile ölüyorsun. Hiç gelmeyecekmişim gibi ölüyorsun. Ördüğün atkının her ilmeğinde parmak uçların var diye neler çekiyorum o bisküvi kokusuna ulaşmak için…

























