Nina Şahin
İlişkiler ve Anlam Arayışı.
Yaşadığımız çağda insan ilişkileri, ince bir buz tabakasında yürümek gibi, her an çatlayabilecek kadar kırılgan ve tehlikelidir. Her an düşüncelerin kasırgasında boğulmak, duyguların tufanında kaybolmak kaçınılmaz bir son gibi görünüyor. Kırık bir aynanın parçaları gibi dağılan birey, tamamlanmak için bir diğerini arar. Bu arayış, varoluşun yalnızlık senfonisinde çalan bir melodi gibidir; bizi bir araya getirirken, aynı zamanda sonsuz bir uzaklığa iter.
Sözcükler, dudaklarımızdan dökülen acıklı birer feryat gibi, kalplerimiz göğsümüzden fırlayacakmış gibi atarken, telaşenin gölgesinde anlamlarını yitiriyorlar. Aynı sözcükler dilimize dönüp dururken, asıl söylemek istediğimizi ifade edemiyoruz.
Sözcükler, duyguların derin denizinde boğuluyor; kifayetsiz ve acıyla yüklü feryatlar gibi dudaklarımızdan dökülüp gidiyor, çoğu zaman ruhumuzu da beraberinde sürüklüyor.
Hızla dönen zamanın çarkları arasında, kendimizi ve birbirimizi anlamaya fırsatımız oluyor mu? Düşüncelerin gürültüsünün dindiği anlarda, o derin sessizliğini duyabiliyor muyuz? Hayatın akıl almaz hızında, kendi benliğimiz bir yabancı gibi uzaklaşırken, ruhumuzun fısıltıları gürültü içinde kayboluyor ve bilinmeyen bir derinliğe doğru sürükleniyoruz. Dış dünyanın gürültüsü, iç sesimizi boğarken, kalbimizin ritmini de alt üst ediyor. Kendimizi dinlemek, ruhumuzun derinliklerine inmek için gereken o anı yakalamak imkansızlaştı. Zaman denen bu zalim, her saniye ruhumuzdan bir parça kopararak bizi sonsuz bir yalnızlığa mahkum ediyor. Dünün pişmanlıkları ve yarının kaygıları arasında gidip gelirken, şimdiyi kaçırıyoruz. Kendimizi keşfetme yolculuğunda, zamanın akışına kapılıp gidiyoruz.
Varoluşumuzun anlamını sorgulamak artık bir lüks değil, bir zorunluluk gibi görünüyor. İlk önce kendimizi ve sonra birbirimizi tanıma çabasından vazgeçtiğimizde ruhlarımız sonsuz bir yalnızlığın karanlık kuyusunda kaybolup gider.
İzin verme!
Aralık 2024



























