Birol Çetin Üstündağ
Devrimin ince gülü/Bulancaklı Keko kitabını akşam okudum.Gözlerimin önüne Trabzon Bahçecik Cezaevi’ndeki çatı koğuşu ve Erzincan Askeri Cezaevindeki 7.koğuş geldi.
Recai’nin not defterinden Orhan, kitabı yaratmış.Baştan sona hepimizin tanık olduğu ve yaşadığı süreçlerin en ağırını yaşayan Recai, devlet ve devrimciler iktidarı ikileminde bir hayat yaşadığını not etmiş.
Recai,bizlerin arasında hayatını zorluklar içinde geçiren arkadaşımızdı.Sağlıklı beynine yerleşen kurşun ve onun yarattığı epilepsi onu hayatı boyunca bırakmadı. O en çokta arkadaşlarının arasında olduğu o küçük koğuşta birilerinin dışlamaya çalıştığı süreçte yaşadıklarını unutmadı. Bu yüzden kitabında orada yaşadıklarına özel bir önem vermiş.
Onun yaşadıkları, karşılaştığı tavır yaralayıcı. Çünkü biz baştan devrimci olduğumuzda dostluğun, dayanışmanın, yardımın devrimciliğin erdemi olduğunu düşünerek saf ve temiz duygularla devrimci olduk.O da öyle düşündü tabii.Ama zor oyunu bozar derler.
Zor yıllar başlayınca bu sözcüklerin anlamı çok az kişi dışında unutuldu. Ve kendilerine göre insanları sınıfladılar ve zayıf halkadan başlayarak yok saydılar. Oysa o acımasızların kendileri yok hükmündeydiler.
Recai’nin kitabı kurulmuş bir düşle başlıyor. Yaşamak istediği anlar orada düşle bize ulaşıyor. Babasının yaşadığı hayatın yansımalarını okuyoruz sonra. Hayallerde istenen ama kurulamayan komünün adı konulmadan abisi tarafından aile içinde olduğunu yazıyor. Çünkü abi onların elleri ve kolları…
Kitap başkaların anlatımına da kısaca yer vermiş. Okurken Recai’nin duygusal ama tespiti yerinde yaklaşımlarını da anlıyoruz.
“Çoğu insan devrimciliği yaşam biçimi olarak değil de gelip geçici bir olay olarak gördüler. ” Bunlar onun sözleri…
Koğuş küçük, Recai yokken ben de oradaydım. Şinasi ve Orhan ile diğer arkadaşlar aynı koğuştaydık. Recai,Güven Hoca’nın koruyucu, kollayıcı tavrını da yazmış. Güven Hoca’nın dostça tavrını ben de hatırlıyorum.O şiddet ve baskı ortamında insana adı gibi güven veriyordu. Kitabın o bölümlerini okurken içime hem sevgi hem de hüzün çöktü.
Biz birbirimizi korumalıydık. Birbirimizi sevmeliydik…Tepedekiler ricat etmiş, kaçmış, konuşmuş veya hain olmuş, ya da direnmiş fark etmez. Biz birbirimize sahip çıkmalıydık.
Bugün bile geç değil yeterki ufkumuz geniş, bilgili ve kültürlü olup birbirimize saygılı olalım.Bir kuşak yenilsek de tarihte iz bıraktık. Bugünkü duruşumuz bize ait,ama dünün birlikteliğini tüm açıklığıyla bilmeliyiz. Konuşmalıyız.























