Recep Memişoğlu
Nerede, Nasıl Yaşıyoruz..?
Gerçekler ve Hayaller..!
İnsanoğlu, doğa ile buluştuğundan bugüne, onunla harmanlaşarak, hemhal olarak hem bir parçası oldu, hemde onsuz yaşayamayağı gerçeğini kanıksadı..
Bir gerçeği itiraf edelim;
Tüm canlılar dahil, insanoğlu, doğanın tüm özellikleri olmadan yaşama şansı olmaz. Ama doğa onlarsız varlığını sürdürebilir.. Ayrıca, doğaya en çok zarar vermenin de insaoğlu olduğunu söyleyelim..
Çok gerilere gitmeye gerek yok. Kapitalist, Erperyalist sistem ortaya çıkalı günümüze kadar, ‘Modernizm, Çağın gereği, Medeniyet’ derken, insanoğluna dayattığı tam da; doğadan koparılan, şehirlere yığılan ve bir avuç azınlığın hizmetine milyarların modern köle yapıldığı ‘mağara’ yaşamıdır..
Bu yaşamın/hayatın tarifi şöyle anlatılabilir;
Devasa, geniş/uzun ve insanlığı saran yollar, tüneller, viyadükler..
Devasa, Marketler, Alışveriş merkezleri ve Gökdelenler..
Devasa, Hastaneler..
Devasa, fabrikalar, işçi emeğinin sömürüldüğü üretim merkezleri..
Devasa, toprak üretim ve hayvan plantasyonları..
Devasa, tüketim çılgınlığının yaşatıldığı bir süreç..
Devasa, milyarların bir hayal aleminde(buna umut diyorlar) yaşatıldığı illüzyonist bir hayat..
Devasa, insanlığın militarist anlamda kontrol, gözetim ve takip edildiği bir yaşam..
Devasa, mutsuzlukların, umutsuzlukların yaşandığı hastalıklı bir toplum..
Ve Devasa, sürekli geliştirilen Savaş araç/gereçleri..
Emperyalistler arasında paylaşım ve çıkar Savaşı’nın hiç bitmediği, pervasızca saldırı, sindirme ve çevreleme hamleleri..
Ahmakların, beceriksizlerin, alçakların yönettiği bir dünya.. Ve böylesi bir dünyada, milyarların adeta seyirci kalmaları, çoğunlukla itaat etmeleri..
Topraktan koparılan insanlık, aslında hayatın gerçeklerinden, ütopyasından ve üretiminden kopartılmıştır. Bu hamle, ciddi anlamda insanlığı, ‘gelecek varlık beklentisine’ karşı, umutsuzluğa, hayatın akışına kendini bırakmasına neden olmuştur..
Bu umutsuzluk, gelleceksizlik, bir anlamda da Kapitasist siyasal sistemin varmak istediği bir noktaydı. Adeta ilmek ilmek örülen toplum mühendisliği edasıyla bugünlere gelindi..

Peki buradan çıkış var mı..?
Varsa bu nasıl olmalı..?
Çok yakın bir örnekle açıklamak isterim..
Pandemi süreci, insanlığı, tekrar köyüne, toprağına döndüren, üreten ya da üretme sürecine eklemlenme bilinci içinde hareket etmeye yararı olmuştur..
Evler restore edildi, yeni evler inşa edildi. Üretim kendi imkanlarıyla sürdürülmeye çalışıldı.. Bağ/Bahçe işleri yapılır oldu..Toprağına/Suyuna/Doğasına sahip çıkan bir bilinç ortaya çıktığını/oluştuğunu düşünüyorum..
Kapitalizm, hani bir halk deyimi var ya; ‘Ne öldürür ne güldürür’ örneğinde olduğu gibidir.
Kapitalizmden kurtulamadıkça bence insanlığın geleceği de yoktur..

Lütfen okuyan arkadaş ve dostlar da yazıya katkıda bulunsunlar..
























