NAZIM HİKMET’LE GÖRÜŞMELER

Karşımdaki duvarda Nazım Hikmet’in portresi duruyor. İstanbul’da tanıştığım, Türk ressam Balaban armağan etmişti. O,Nazım Hikmet’in hapishane arkadaşıdır.
Batumlu olduğumu ve yaşamının son yıllarında Nazım’la dostluk ettiğimi öğrenince sevindi. Büyük bir keyifle Nazım’ı ve Bursa hapishanesini anlattı. “Nazım’ın ilk gençlik anılarında, Batum’un hep başka bir yeri vardı, ”demişti Balaban. Ben de ona Moskova günlerimizi anlattım.
Bu karşılaşamadan önce ve daha sonraları Nazım’ı düşünmüşümdür hep. O,büyük bir ozan ve mücadele adamıydı. Savaş yılları ve sonrası … Bu büyük Türk ozanının adı tüm dünyada yankılanıyordu. On yedi yıl zindanlarda büyük acılar yaşadı. Hiç yılmadı, yaşadıklarını anlatan dizeleri bize kadar ulaşıyordu.

Ve, günlerden güzel bir gün… Bursa’dayız!
Gürcistan’dan buralara göç etmiş soydaşlarımla ve hiç görmediğim, sadece burada yaşadığını öğrendiğim halamla ilk kez karşılaşacağım için heyecanlıyım. Büyük heyecanım sadece bundan değil. Burada attığım her adımda Nazım Hikmet var. Ve işte, adı onunla bütün dünyada ünlenen Bursa Hapishanesi. Yakın sayılacak kadar yaklaştık hapishaneye.” İşte şurası Nazım’ın yattığı koğuş!” dediler.
1949 yıllarına gittim. Nazım Hikmet açlık grevinde… büyük ozanın en zor günleri… bütün dünya çalkalanıyor… Fransız Komünist Partisi’nin yayın organı yayımlıyor: “Açlık Grevinde Beşinci Gün” şiirini…Sovyet Literaturnaia’da yayımlandı…daha sonra Sovyet Acara’da…

Gürcüce’ye ben çevirmiştim:
“Kardeşlerim
söylemek istediklerimi doğru dürüst diyemiyorum
kusura bakmayın kardeşlerim
azıcık sarhoş gibiyim,bir azcık dönüyor kafam,
rakıdan değil
açlıktan hafif tertip”
……….
Celladın elinden kurtuldu ve artık Moskova’da dostların arasındaydı. Hiç ummadığımız bir günde Batum’ageldi,Yıl 1952.Karadeniz’in kuzeyindeki bir dinlenme kampından gençliğinin şehri Batum’a çıkagelmiş bir akşamüstü. Otelde tanıyamamışlar onu, doğruca “Sovyet Acara’nın” yazı işlerine gelmiş. Ben meslektaşınızım, adım Nazım Hikmet, sanırım bir otele yerleşmeme yardımcı olursunuz…”
Batum, Nazım Hikmet’i bağrına bastı.
Ben ilk o zaman gördüm Nazım’ı. Daha sonra Moskova’da edebiyat öğrenimi aldığım yıllarda sıkça karşılaştık .(1955 -1957 ) Bir grup Gürcistanlı öğrenci Moskova’nın dışındaki Peredelkino’da kalıyorduk. Nazım’ın yazlığı bize yakındı. Şehirde de evi olmasına rağmen neredeyse bütün yılı burada geçiriyordu.
Nazım,daha sonraki yaşamını derinden etkileyen bir hastalıkla çıkmıştı hapisten. Peredelkino’nun bazen yemyeşil bazen karlarla kaplı, ağaçlı yollarında sıkça görüyordum onu.Solgun,omuzları düşmüş… Elinde hep irice bir baston, yanında Doktor Hanım, birlikte yürürlerdi.
Beni görünce, uzağında olsam da: ”Batumlu, gel gel bakalım. Nasılsın?” Elini omzuma koyar, hatırımı sorar, şakalaşırdı.1922 yılında Batum’a Türkiye’den kaçak olarak gelişini hep büyük bir keyifle anlatırdı,…
Gürcü yazınını yakından izliyordu. İyi bir gelişme olunca mutlu olur; olumsuz bir şey duyunca üzülürdü. Dostluğumuz zamanla gelişti ve kendisini evinde ziyaret etmeye başlamıştım.
Bir kış günü kapısını çaldım, evde yalnızdı, kapıyı kendisi açtı ”Hemen gir içeri” dedi. Üşütmüştü, soğuktan korunmaya çalışıyordu. Üstünde uzun, sıcak bir robdöşambr vardı. Birinci katın küçük odasında ağaç parçalarıyla gemi maketi yapıyordu.
“Benim içimde her zaman bir denizci yaşar ”dedi, içten bir gülüşle. Nazım, İstanbul’da bahriye okulunu bitirmiş. Onun için denizcilik, o günlerden kalan bir özlemdi sanırım.
Küçücük gemisine önceden hazırladığı renk renk yelkenler taktı. Çalışma masasının kenarına özenle yerleştirdi. Robdöşambrını düzeltti, kuşağını sıkıca bağladı ve beni yukarı kata buyur etti.
İkinci katın her tarafındaki geniş raflara kitaplarını özenle yerleştirilmiş.
Nazım, raftan yeni basılmış bir kitap çıkardı. Türkçe, yeni şiirlerinden oluşan bir kitap. Sıcacık sözler yazdı ve bana armağan etti.”Sofya’da basıldı, Türkiye’de kitaplarımı basmıyorlar, sana İstanbul damgalı kitabımı armağan etmek isterdim,dedi. Üzgündü.
Dün Nevyork’tan gelen başka bir kitabını gösterdi. Orada yeni basılmış, Yayıncısının kendisini Amerika’ya davet ettiğini söyledi.
Ozanın Japonya’da, Brezilya’da, Fransa’da basılan kitaplarına göz gezdirdim …Brezilya’dan gelen kitapla birlikte Jorj Amadu bir de mektup göndermiş. Onunla, Neruda ile ve Aragon’la Moskova yazarlar birliği etkinliklerinde Nazım sayesinde tanışmıştım. Yeri gelmişken bu tanıştırmalar için teşekkür ettim kendinse.
Kitaplara göz attıktan sonra alt kata indik. Kahvepişirdi, küçük fincanlara doldurdu, çalışma masasına koydu. Batum’da yapılan kahveleri tutmaz ama ne yapalım, buyur.” dedi. Küçük bardaklara kanyak doldurdu, ben bir dikişte içtim.O,dudaklarına dokundurdu ve masaya bıraktı kadehini. Uzun uzun söyleştik. Gürcistan’a dair ne çok şey biliyordu! Son dönemlerde Moskova’da sahnelenen eserler üzerine konuştuk. Tiyatroda kendi tarzını önemsiyordu.
“Bunu birçok yerde söyledim: Büyükanne tarafından, Gürcü, Baba tarafından Polonyalı’yım. Ama ben iyi bir Türk’üm,dedi. Yüzünde hafif bir tebessüm, düşünceler içindeydi.
Acara’dan,Batum’dan yeni haberler sordu. Bir ara sitem etti bazı gelişmelere dair: “Adlarınızı değiştiriyormuşsunuz. Bu doğru değil. Türkiye’li emekçilere, biz oralı komünistler diyoruz ki; bakın sosyalist düzende nasıl iyi yaşıyorlar bizimkiler Acara’da…
Ben; ”Adlarımızı değiştirmiyoruz, geri alıyoruz”, dedim.
1956 yılında büyük kış oldu. Bir ay boyunca Peredelkino’dan dışarı çıkamadık. Bu günlerin birinde Acara devlet yayınevinden bir telgraf aldım:“Nazım Hikmet’in bütün şiirlerini Gürcüce olarak yayıma hazır duruma getirdik, kendisinden bu kitap için bir önsöz yazmasını rica et”diyorlardı.
Nazım’ın kitaplarına önsöz yazmaktan pek hoşlanmadığını biliyordum ama yapacak başka bir şey yoktu. Evine gittim, Polonya’ya gitmişti. Sevgilisi üzüldüğümü görünce: ”Oturunlütfen, sakinolun. Nazım’dan telefon bekliyorum şu dakikalarda, siz de kendisi ile konuşur isteğinizi bildirirsiniz. Sizi kıracağını sanmam, ”dedi.
Kırmadı gerçekten. Batum’lulara bu konuda nasıl hayır diyebilirim. Bu akşam yazar, yarın da gönderirim” dedi.
Üç gün sonra aldım yazıyı. Türkçe yazmıştı. Eziyetli bir çalışmanın sonunda Gürcüce ’ye çevirerek bizim yayıncılara gönderdim. Şöyle yazıyordu: ”Benim gözümde, Batum en devrimci kent; Acara , Sovyet cumhuriyetlerinin birincisidir. Batum yeniyetmeliğin, taze yeşilin, körpeliğin şehridir. Bu kitapta Batum’a dair şiirim yok, kınamayın bunu, İstanbul için de yazdığım özel bir şiirim yok. Bu iki kenti öylesine seviyorum ki, sevgimi anlatmaya aklımdan geçen tüm dizeler yetersiz kalıyor …”
İşte Nazım Hikmet : İçten, alçak gönüllü…çekilen büyük acılar…halka adanmış bir yaşam…dost ve büyük bir ozan…
Pridon HALVAŞİ
Çeviren: Hüseyin Uygun























