Gürcistan’da Lazi Katliamı
Halkın kendi dilindeki ve aynı zamanda Gürcistan’daki söyleniş biçimiyle Lazi, Türkiye’deki terminolojiyle Laz diye ifade edilen halkın tarihsel yaşam alanı bugün üç ayrı ülke sınırları içerisinde kalmıştır. Bu coğrafyanın neresi olduğunu biraz açalım; Türkiye’nin Doğu Karadeniz Bölgesi, Batı Gürcistan’ın tamamı ve Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Adler, Soçi, Tuapse, Gelencik kıyılarını kapsayan, Kuban Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yere kadar olan alanlar Lazi genel tanımlamasıyla ifade edilen bu halkın tarihsel yaşam alanlarıdır.
Tarihi konuşurken bugünkü siyasi sınırlara hapsolarak değerlendirme yapmak mümkün değildir. Tarihsel sınırlar, kültürel coğrafyalar, günümüzdeki devlet sınırları, başka yerlerde olduğu gibi bahsedilen coğrafyada da birbiriyle örtüşmez, yüzyıllar içerisinde değişiklik göstererek günümüze gelmiştir. Biz de Türk tarih yazıcılarının bahsetmediği konulardan söz edeceğiz.
Laz/Lazi terimi ilk olarak Yunan kaynaklarında geçiyor, dolayısıyla kelime Yunanca kökenli olabilir. Lazika teriminden ise ilk kez 2. Yüzyıl Yunan tarihçisi Flavius Arriannus’un eserinde bahsedilir. Lazika aynı zamanda tarihsel Gürcistan’da var olmuş krallıklardan Egrisi’nin diğer adıdır. Bu ve başka dönem krallıkları hakkında sahip olduğumuz bilgilerle bu yazıyı şişirmeyi düşünmüyorum, ancak kısaca bazı tarihsel kesitleri vermek zorundayım; Lazi terimi kullanılmaya başlamadan önce bu coğrafyada yaşayan halkın başka yöresel adları ve bu halkın siyasi birliğinin de bir adı vardı: Bu siyasi birliğin adı önceleri Kolkha, sonra Kolkheti’ydi. Kolkha yabancı kaynaklarda Kolhida, Kolkheti ise Kolhis olarak geçer.
Kolkha’nın MÖ 12. Yüzyılda krallık olarak varlığı kabul edilir, MÖ 8. Yüzyılda yıkılmıştır. Aynı yüzyılda ayağa kalkan krallığın bu seferki adı Kolkheti’dir. Bahsedilen krallıkların diğer adı Egrisi’dir.
Kolkheti büyük bir krallıktı ve içinde Kolkh boylarından olmayan başka halklar da yaşardı. Bazı kaynaklara göre Kolkha adı Kola adıyla ilişkilidir. Kola/კოლა ise bugün Türkiye’de Ardahan ili Göle ilçesinin eski adıdır. Kolkha ve Kolkheti Krallığı adlı birliğin buradan gelenler tarafından kurulduğuna dair görüş olduğu gibi başka görüşler de vardır.
Kolkheti Krallığı bazı tarihçilere göre bugünkü Samsun ilinin olduğu alandan doğuya doğru Karadeniz boyunca Rusya’nın Gelencik çevresinden ileriye, Kuban Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yere kadar tüm alanları kapsıyordu ve Lazi halkı ve akrabalarının yaşam alanıydı. Doğu sınırı ise Gürcistan’ın İmereti ve Şida Kartli bölgeleri arasındaki Likhi Dağları’na (Diğer adı Surami Dağları) uzanıyordu. Kolkheti kültür alanı ise bu siyasi alanından daha genişti ve Doğu Gürcistan’a da yayılıyordu.
Kolkheti Krallığı’nın Çorokhi (Çoruh) Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yerden Kızılırmak Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü yer arasında kalan kıyı kesiminde yaşayan halk kendine Çani/ჭანი, bu topraklara da Çaneti/ჭანეთი diyordu. Yani Lazi halkının atalarının bugünkü Gürcistan’ın Gonio kıyılarından Türkiye’nin Samsun ili Bafra ilçesi arasında yaşayan kesimine Çani, bölgeye Çaneti deniyordu. Buralar, Güney Kolkheti’nin Çaneti denen geniş tarihsel coğrafyasıydı. Samsun’un Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki adı olan Canik terimi de tam olarak bu Çani/ჭანი teriminden gelir. Burada yaşayanların Çani kökenli olduğunu Osmanlılar da biliyordu. Samsun ile Trabzon arasındaki topraklar Batı Çaneti, Trabzon ile Gonio arasındaki topraklar ise Doğu Çaneti idi. Roma İmparatorluğu’nun ve Pontos Krallığı’nın Doğu Karadeniz kıyısında koloniler kurduğu bir dönem olmuştur. Bu dönemde bile Doğu Çaneti’nin dağlık kesiminde yaşayanlar Çani olarak anılmaya devam etti. Batı Çaneti yani Trabzon ile Samsun arasındaki topraklarda yaşayanlar zaman içerisinde Helenizmin etkisiyle dillerini ve kimliklerini yitirdiler. Doğu Çaneti’de yaşayanlar dillerini ve kültürlerini korumayı sürdürdüler. Doğu Çaneti halkının dilini ve kimliğini korumasında, Gürcistan coğrafyasındaki krallıkların varlıklarının devam etmesinin ve coğrafyada etkili olmayı sürdürmesinin belirleyici olduğu kabul edilir.
Kolkheti Krallığı’nın zayıflayıp yıkılmasından sonraki yüzyıllarda; Kolkheti Krallığı’nın kuzeybatı toprakları olan bugünkü Tuapse ve Gelencik’in olduğu kıyı bölgelerine Gürcülerin Ciki-Cikebi/ჯიქი-ჯიქები dediği Kuzey Kafkas halkının yerleşmeye başladığı çeşitli kaynaklarda belirtilir. Kolkheti’nin Apkhazeti (Abhazya) topraklarının devamındaki kesimi olan bu alanlar sonraki yüzyıllarda Ciketi/ჯიქეთი olarak da geçer. Ciketi denen bu alanlar da Gürcistan’da çeşitli dönemlerde çeşitli adlarla var olmuş yerel krallıkların içindeydi. Antik Çağ ve Orta Çağ boyunca Cikilerin Gürcü krallığı siyasi sınırları ve kültür alanı içinde olduğu ifade edilmektedir. Tam da bu bölgeyle ilgili olarak bilgi veren 2. Yüzyıl tarihçisi Flavius Arriannus, Karadeniz’in kuzeydoğu ucunda “Eski Lazika” kentinin varlığından söz eder. 5. Yüzyıla gelindiğinde o eski Lazika’nın olduğu yerde artık Nikopsia vardı. Burası Tuapse yakınlarındadır. Bu tarihsel kaynakların ifadelerinden de anlaşılacağı üzere eskiden Lazi halkının atalarının yaşam alanı Gelencik ötelerine kadar uzanıyordu.
Gürcistan coğrafyasında, Doğu Çaneti’den daha ötede olan bir alanda, bugünkü Batı Gürcistan’da 2. Yüzyılda Kolkheti ve Egrisi Krallığı olarak bilinen eski krallık yeniden canlandı. Bu kez krallık Kolkheti değil sadece Egrisi adını taşıyordu. Yeni Egrisi Krallığı’ında yaşayanlar kendilerini eski Kolkhların devamı görüyordu. Yunanlılar işte bu krallığa Lazika, halkına da Laz dediler. Bu krallık Samegrelo, Guria, Apkhazeti (Abhazya), Svaneti bölgeleri ve bugünkü Açara’nın kıyı kesimlerini de kapsıyordu.
Yerelde Egrisi Krallığı, Yunanlıların dilinde Lazika Krallığı olan bu krallık bir dönem Bizans İmparatorluğu etkisine girdi. Bizanslılar daha sonra, 8. Yüzyılda Doğu Çaneti’yi de ele geçirdiler ve Egrisi halkından sonra 9. Yüzyılda Çaneti halkına da Lazi demeye başladılar. Türkiye Lazlarına Çani yerine Lazi denmeye bu tarihte başlandı. Sonraki yüzyıllar içinde Lazi terimi bu halkın diline de yerleşti. Lazi kelimesinin Yunanlıların ifadesine istinaden ve Yunancadan gelme ihtimaline karşılık, Lazi halkının Yunanlılarla etnik açıdan ya da dil açısından alakası ve akrabalığı yoktur.
Orta Çağ dönemine gelecek olursak; Gürcistan’da Orta Çağ boyunca Arap, İran ve Bizans baskısına rağmen yerel krallıklar varlığını sürdürdü. Bunlar farklı dönemleri ve farklı alanları kapsayan; Egrisi/Lazika, Kartli Krallığı, Egrisi-Apkhaz Krallığı, Tao-Klarceti Krallığı, Kakheti Krallığı, Hereti Krallığı ve Birleşik Gürcistan Krallığı’dır. 10. Yüzyıl sonundan 15. Yüzyıl sonuna kadar hüküm süren Birleşik Gürcistan Krallığı’nın halkın kendi dilindeki adı Gaertianebuli Sakartvelos Samepo’ydu. Tüm bu dönemlerde Lazi halkı bu krallıkların tamamında yerli ve coğrafyanın asli unsuru, krallıkların da kurucu ana gücüydü.
15. Yüzyıla gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu güçlenmiş, Birleşik Gürcistan Krallığı ise gerilemekteydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1453 yılında İstanbul’u alarak Bizans İmparatorluğu’na son vermesi, Gürcistan Krallığı’nın aleyhine oldu. Osmanlılar ticaret yollarını tutmak için Karadeniz’in tamamını kontrol etmek maksadıyla Kırım ve Gürcistan kıyılarına yöneldi. Gürcistan kıyılarına ilk Osmanlı akını ve çıkarma girişimi Apkhazeti ve Tskhumi (Sokhumi) kıyılarına Fatih Sultan Mehmet zamanında oldu. Bu hücum geçiciydi. Osmanlılar, Gürcistan Kralı Tamari’nin yeğenine kurdurduğu bir devlet olan Trabzon İmparatorluğu’nu 1461 yılında alınca, Birleşik Gürcistan Krallığı ile Osmanlılar doğrudan sınır oldu.
Bu tarihten sonra bu coğrafyada yaşayan Lazi halkının kaderi değişti. Yukarıda bahsedilen Doğu Çaneti bölgesi Osmanlı topraklarına katıldı. Bu dönemde denizden yapılan Osmanlı hücumları ve çıkarmaları Gürcistan’ın kıyı bölgelerini ele geçirmeye yönelikti. Bu dönem aynı zamanda Birleşik Gürcistan Krallığı’nın parçalandığı, üç küçük krallık (Kartli, Kakheti, İmereti Krallıkları) ve bunlara bağlı prensliklere ayrıldığı dönemdir.
Parçalanmış Gürcistan’da iç siyasi çekişmeler devam ederken, dışarıdan gelen tehlikelere karşı toprakların korunması zorlaştı. Batı Gürcistan’daki İmereti Krallığı, Guria, Samegrelo, Apkhazeti (Abhazya) Prensliklerini kapsıyordu. Apkhazeti’de bu dönemde Osmanlı çıkarmaları ve çeşitli çatışmalar nedeniyle yerel halkın nüfusu azaldı.
Batı Gürcistan’da yaşayan bugün Megreli dediğimiz, yukarıda açıklandığı şekilde, bir dönem Lazi de denen halkın ilk trajedisi bu döneme rastlar. Sokhumi ve ötesindeki topraklarda yani Apkhazeti’de (Abhazya) o zamana kadar Yunan kaynaklarında Lazi diye geçen Megreliler ve yine Yunan kaynaklarının Misimianiler olarak yazdığı Svani halkı yaşıyordu. Tskhumi (Sokhumi) adı da Svanca bir kelimedir.
Ağırlıklı olarak Megreli/Lazi ve Svani nüfusunun yaşadığı bu topraklara çıkarmalar yapılırken bu halkın nüfusu azalıyordu. Bazıları çatışmalarda ölüyor, bir kısmı göç ediyor, bir kısmı da esir alınıp köle pazarlarında satılıyordu. Hem Avrupa ülkelerinde hem de Osmanlı’da o dönemde köle ticareti yaygındı.
Apkhazeti’de Megreli/Lazi, Svani nüfusunun azalmasına paralel olarak kuzeyden ve kuzeybatıdan bu topraklara başka saldırılar da başladı; Parçalanmış Gürcistan’daki yerel krallık ve prensliklerin Osmanlı akınlarıyla baş edemediği, topraklarını koruyamadığı bu dönemde; Kuzey Kafkasya’dan kendilerine Apsua diyen Abaza kabileleri bir yandan, kuzeybatı yönünden yani Karadeniz kıyısındaki Ciketi’den de Ciki kabilelerinin saldırıları diğer yandan geliyordu. Apkhazeti’de bu dönemde çok sayıda Megreli/Lazi ve Svani öldü.
16. Yüzyılda başlayan bu süreçte Gagra ve Gudauta çevrelerinin demografik yapısı değişti. Eskiden Megreli/Lazi bölgesi olan bu alanlar Abazalaştı/Apsualaştı. Kuzey Kafkasya’daki anayurtlarından Gürcistan’ın zayıf döneminde Apkhazeti’ye gelmeye başlayan Abaza/Apsuaların göç nedenlerinin buralarda elverişli yaşam şartları bulmaları ve Kuzey Kafkasya’daki halkların aralarındaki sürekli çatışmalar olduğu belirtilmektedir. 16. Yüzyıla kadar Kuzey Kafkasya’da yaşayan Abaza/Apsuaların, burada Adige yani Çerkeslerle sürekli çatışma halinde olduğu ve bu nedenle, yani Çerkes baskısıyla güneye, zayıflamış Gürcistan’ın Apkhazeti Bölgesi’nin nüfusu azalmış topraklarına yöneldikleri belirtilir. İlk zamanlar Apkhazeti’nin dağlık kesimine gelen bu halk sonradan düzlüklere inmiştir. Göç etmeyip Kuzey Kafkasya’daki yerlerinde kalmış bir Abaza topluluğu bugün de oradaki yaşamını sürdürmektedir.
Süreç bu dönemden itibaren bölgede yaşayan Megreli/Lazi ve Svanilerin aleyhine işlemiştir.
Apkhazeti’nin hiçbir yerinde 16. Yüzyıla kadar Apsua/Abaza yaşamıyordu. Apkhazeti’de yaşayan Megreli/Lazi halkına Apkhazi deniyordu. Gürcistan’ın bu bölgesinde yapılmış sayısız tarihi dini yapı, kale, köprü bulunmaktadır. Günümüze ulaşan bu eserlerin bazıları 4. Yüzyıl, bazıları 5. Yüzyıl, bazıları 9., bazıları 10. Yüzyıl eseridir. Bu eserlerin hiçbir tanesi Abaza/Apsua eseri değildir. Bu eserlerin tamamı Megreli/Lazi, Svanilerin ataları döneminde yapılmıştır. Tarihi dini eserlerin tamamı Hıristiyanlık yapılarıdır, kitabeleri de Gürcü dilindedir. Kendine Abaza/Apsua diyen Abhazyalıların son döneme kadar Hıristiyan olmadıkları, Pagan inanca sahip oldukları biliniyor. Bazı Rus tarihçiler ve Avrupalı seyyahlara göre 18. Yüzyılda bile Abazalar ne Müslüman ne de Hıristiyan dinine mensup değillerdi! Yeni yeni bu dinlere girmeye başlamışlardı ve inançları da formalite düzeyindeydi. Dolayısıyla Apkhazeti’deki o tarihi eserlerin yapıldığı tarihlerde Hıristiyan olmayan pagan halkın bu tarihi kiliseleri yapmış olması mümkün olabilir mi?
19. Yüzyılın ortalarına kadar; Abaza/Apsua dilinde herhangi bir konuda yazılmış tek bir satır yazıya dünyanın hiçbir yerinde rastlanmaz. Abaza halkının yazılı geleneği olmayan dağlı bir pagan halk olduğu, Hıristiyanlık konusunda olduğu gibi Müslümanlık konusunda da pek iddialı olmadıkları Türkiye’de onları tanıyan herkesçe bilinen bir gerçektir.
Ayrıca, Abazaların kendilerini Çerkeslerle akraba kabul etmeleri veya öyle görünmesini istemeleri, Türkiye’de de az bilinen bir halk olan Abazaların, yaşadıkları yerlerdeki diğer halklar tarafından Çerkeslerle akraba görülmeleri, Abaza/Apsuaların kökenlerinin Kuzey Kafkasya’da olduğu, Güney Kafkasya’daki Gürcistan topraklarına sonradan gelmiş olduklarının göstergeleri arasında sayılabilir.
16. Yüzyıldan itibaren yaşanan bahsedilen süreçte, Gudauta ve Gagra çevrelerinde çok sayıda Megreli/Lazi ve Svani katledildi, bir kısmı yer değiştirdi. Hayatta kalan Megreli/Lazi ve Svaniler ile buraya Kuzey Kafkasya’dan gelen Abaza/Apsualardan yeni bir halk oluştu. Esasen Megreli/Lazi ve Svaniler bu gelen gruplar arasında asimile oldu Abazalaştı/Apsualaştı. Gürcistan’da, demografik yapı ve kültür değişmiş olmasına rağmen burada yaşayanlara eskiden olduğu gibi Apkhazi denmeye devam etti.
17. Yüzyılda Apkhazeti Samegrelo Prensliği’nden ayrıldı, Likhni köyü merkezli Apkhazeti Prensliği kuruldu. Likhni Gudauta yakınlarındadır. Likhni de esasen eski Megreli/Lazi bölgesiydi. Likhni’deki 10. Yüzyıl eseri olan kilisenin Gürcü kilisesi olması bunun kanıtıdır. Fransız Kartvelolog Marie-Félicité Brosset, Likhni Kilisesi duvarlarında, 1066 yılına tarihlenen ve Halley kuyruklu yıldızından bahseden Gürcü dilindeki yazıyı kayda geçirmiştir.
Gudauta ile Gagra arasına yerleşerek, burada kalmış yerel halkı da asimile eden Abaza/Apsualar, daha sonra Samegrelo Prensliği ile toprak mücadelesine girdiler. 17. Yüzyıldan sonra Gali’ye kadar genişledikleri bilinmektedir.
Bu dönemde Enguri Nehri’ne kadar olan topraklarda yaşayan çok sayıda Megreli/Lazi ve Svani öldürüldü. Bu karışık dönemde dahi; demografik yapısı değişmiş Apkhazeti’nin prensleri Şarvaşidze soyadını taşıyor, Gürcüce biliyor, Gürcüceden başka yazı dilleri de bulunmuyordu. Apkhazeti Prensliği Gürcü kültür dünyası içerisinde olmaya bu dönemde de devam etmiştir.
Samegrelo Prensliği kendi toprakları olan bu alanları önceleri koruyup kontrol altında tutuyordu. İlerleyen zamanlarda Samegrelo Prensleri Apkhazeti Prensliği’ne karşı topraklarının bu kesimini koruyamadı, Samegrelo’nun savaşçı kesimi olan feodalleri Apkhazeti’den çekilmiş oldu. Enguri’den ötede; öldürülen Megreli/Lazi ve Svanilerden geriye kalanlar köylü kesimiydi. Hayatta kalanların bir bölümü Gürcistan’ın güvenli bölgelerine göç ederken, yerlerinde kalanlar tıpkı Gudauta ve Gagra’da olduğu gibi Abaza/Apsuaların içine karıştı.
16., 17., 18. Yüzyıllar, Gürcistan’ın Apkhazeti Bölgesi’nin yerel halkı olan Megreli/Lazi ve Svaniler için katliam, asimilasyon ve esir olarak kaçırılıp Osmanlı ve Avrupa köle pazarlarında satıldıkları dönemdir. Bu dönemde Gürcistan coğrafyasının bir kısmında küçük Gürcü krallıkları, bir kısmında krallıklara başkaldırmış prenslikler varken, doğuda İran, batıda Osmanlılar Gürcistan coğrafyasının belirli kesimlerine hâkimdiler. Kısacası Gürcistan coğrafyası parçalanmış ve çeşitli yerli ve yabancı güçlerin kontrolündeydi.
18. ve 19. Yüzyıllarda, Kafkasya’ya yönelen Rusya’nın, Osmanlı İmparatorluğu ile egemenlik mücadelesini kazandığı ve tüm Gürcistan coğrafyasına hâkim olduğu biliniyor. Bu Gürcistan’da Çarlık Rusya’sının hâkimiyet dönemidir, 19. Yüzyılın başlarında başlamıştır. Çarlık Rusya’sı döneminde Ruslar tarafından Apkhazeti’nin özellikle Gudauta çevrelerinde, kısmen de diğer bölgelerde yaşayan halkın bir bölümü, Osmanlı yanlısı oldukları gerekçesiyle Ruslar tarafından sürüldü.
Bugün Türkiye’de yaşayan ve Abaza olarak tanınan halk bu dönemde Gürcistan’ın bu bölgesinden göç etmiştir. Ancak bu göçün nedeni asla Gürcüler olmayıp Rusya tarafından gönderilmişlerdir. Gürcistan coğrafyasında yerel krallık ve prensliklerin hâkim olduğu hiçbir dönemde; ne yerli halk ve asli unsur olan Megreli/Lazi, Svani, Açareli, İmereli veya diğer bölge insanlarının; ne de Gürcistan’a dışarıdan gelerek yerleşmiş Abaza/Apsua veya başka grupların katledildiğine veya sürüldüğüne dair tek bir örnek yoktur. Tam tersine dair birçok örnek bulunur; Gürcistan’daki yerel siyasi yapılanmaların zayıf olduğu dönemde dışarıdan gelerek yerleşen gruplar, yabancı işgallerinin olduğu zamanlarda işgalcilerle bir olup o toprakların yerlisi olan ve kendilerine ev sahipliği yapmış halka karşı birçok suç içlemişlerdir. Bunun net bir örneği, 1992-1993 yılında Apkhazeti’de Rusya’yla işbirliği yapan ayrılıkçı Abaza/Apsuaların ağırlıklı olarak Megreli/Lazi, Svanilerden oluşan on binlerce kişiyi katletmesi, etnik temizlik uygulamasıdır.
Bazılarınızın bildiği üzere Abazalar kendilerine Apsua diyor, son dönemlerde her nedense kendilerine Abaza denmesinden hoşlanmıyor, son 10 yıldır Abhaz terimiyle kendilerini tanıtmak için çaba gösteriyorlar. Bunun nedeni Abhaz yani Apkhazi’nin tarihsel anlamıdır. Tarihsel Apkhazi terimi, içinde Megreli/Lazi, Svanileri de barındıran, genel olarak Gürcüleri ifade eden bir terimdir. Abaza/Apsualar sonradan gelip yerleştikleri Apkhazeti topraklarının yerlisi oldukları izlenimi verebilmek, orada üretilmiş eserlerin kendi ataları tarafından yapıldığı algısı oluşturmak, Egrisi-Apkhaz Krallığı’nın kendi krallıkları olduğunu iddia edebilmek için, kendilerine ait olmayan sahte bir tarihe önce kendi insanlarını inandırabilmek ve sonra da dünyayı kandırabilmek maksadıyla, Türkiye’de son yıllarda bu terimi kendileri için kullanmaya başladılar.
Eğer kendi halklarını ve uluslararası toplumu buna inandırabilirlerse; tarihin hiçbir döneminde sahip olmadıkları devlet geleneğine, bayrağa, yazılı tarihe, tarihi eserlere, eski krallığa, sonradan yerleştikleri Gürcistan’ın bu bölgesi için uydurdukları siyasi geçmişe yalandan da olsa sahip olacaklarını, bunun başka bir yolu olmadığını düşünüyorlar.
Tarihin hiçbir döneminde olmayan Abaza/Apsuva devletinin, hiç olmamış ve henüz 30 yıl önce derleyerek oluşturdukları bayrağın eski olduğunu ispatlamanın, tarihi eserlere, yazılı tarihine bugün sahip olabilmenin gayreti içindeler ve maalesef günümüzde bu bir saplantı ve Gürcistan düşmanlığı haline dönüşmüş durumdadır. Gürcistan düşmanlığının nedeniyse, tüm bunları Gürcü toprakları üzerinde ve tarihi çarpıtarak yapmaya çalışmalarıdır.
Tüm bunlara ve daha fazlasına MÖ 12. Yüzyıldan beri sahip olan Lazi ve Gürcü halkının Türkiye’de yaşayan kesiminin ise ne kendi sahip oldukları, ne de ayrılıkçı Abaza/Apsuaların onlardan çalmaya çalıştıkları umurlarında değil. Fakat buna rağmen uluslararası toplum, uluslararası hukuk ve tarihi gerçekler, yerleştikleri başkalarının topraklarını büyük güçlerin arkasına saklanarak gasp etme, ev sahiplerini sürme ve yok etme sevdasına düşmüş, 20. Yüzyılın ortasından itibaren sahte tarih ve suni yapılarla kendilerine temel oluşturmak için uğraşanların yaptıklarını kabul etmiyor. Abazaların saplantı haline gelmiş ve Megreli/Lazi, Svani düşmanlığını, kısacası Gürcü ve Gürcistan düşmanlığını her fırsatta gösteren davranışlarının temeli Sovyetler Birliği döneminde atıldı.
Türkiye’de yaşayan ve sayılarının 50-60 bini geçmediğinden emin olduğumuz Abaza/Apsua halkı etnografik/etnolojik olarak incelense, en az yarısının Megreli/Lazi, Svani kanı taşıdığı ortaya çıkacaktır. Bunun önemli bir göstergesi de Türkiye’deki Abazaların taşıdığı –ia, -ua ve benzeri başka soyadlarıdır. Bu soneklerle biten soyadlarının tamamı Megreli/Lazilere has soyadlarıdır. Megreli/Lazi ve Svanilerin nasıl asimile olup Abazalaştıklarını yukarıda anlattık. Svani kökenli Abaza soyadları örneklerini, yani Abazalaşmış Svani aileleri hakkındaki örnekleri, okuyucunun kafasını karıştırmamak için vermiyorum.
Gürcistan’ın tamamının Çarlık Rusya’sı içinde olduğu dönemde, aynı devlet içinde yaşanan iç göç neticesinde, hem Apkhazeti’den başka yerlere, hem de başka yerlerden Apkhazeti’ye yerleşenler oluyordu. Kendi binlerce yıllık ülkesi içerisinde yaşayan insanlardan; Samegrelo’dan, İmereti’den, Raça’dan, Svaneti’den ve Gürcistan’ın başka yerlerinden Apkhazeti’ye (Abhazya), Apkhazeti’den de Gürcistan’ın diğer bölgelerine göçler oluyordu. Apkhazeti’de bu dönemde sadece Megreli/Lazilerin yaşadığı köyler, Abaza/Apsuaların yaşadığı köyler ve karışık köyler ve yerleşim alanları vardı. Çarlık Rusya’sı döneminde, özellikle 1866’daki Likhni ayaklanması bastırılınca ve 1877-1878 Osmanlı Rusya savaşı sırasında bölgeden Osmanlı topraklarına göç oldu. Bu yıllarda Abazalar güvenilmez halk ilan edildi, Sokhumi’ye 20 kilometreden fazla yaklaşmaları yasaktı. Kıyı bölgelerine yerleşmeleri de yasaktı. 19. Yüzyıl sonunda Rusya siyaseti ve bölgedeki durum değişti.
Çarlık Rusya’sının Ruslaştırma siyaseti vardı. Ruslar da bölgeye yerleşmeye başlıyordu. Rusya’nın bir amacı da Gürcü kültür ve siyasi dünyasından Abazaları tamamen koparmak, bölgedeki Gürcü/Megreli/Lazi/Svani halkı temizlemekti ve buna uygun siyaset yürütüyordu. Bu işe de Rus kiliseleri inşa edip Rusça ibadetin öğretilip yaygınlaştırılmasıyla başladılar. 1919-1920 yıllarında Apkhazeti’de yaşayan halk Rusça konuşmaya başladı, Rusça bölgede neredeyse birinci dil oluyordu. Zaten amaç Gürcü yazı dilinin yerine Rusçanın yerleşmesiydi. 1925 yılında resmi işler sadece Rusça görülmeye başlandı. 1926 yılında resmi kurumlarda Gürcü ve Abaza dili Rusçayla eşit kabul edildi.
20. Yüzyılın başlarında Anadolu’da yaşanan Ermeni olayları sırasında, sürülen Ermenilerden büyük bir grup Çarlık Rusya’sı tarafından Gürcistan’a yerleştirildi. Doğu Karadeniz’den çok sayına Ermeni Apkhazeti’ye gelip yerleşti. Yine 20. Yüzyılda Sovyet döneminde Estonya’dan ve başka yerlerden Apkhazeti’ye yerleştirilenler oldu. Sovyet döneminde hem Apkhazeti’den Gürcistan’ın başka yerlerine, hem de başka yerlerden Apkhazeti Bölgesi’ne doğal iç göç de oluyordu. Apkhazeti’de karışık bir etnik yapı vardı.
Apkhazeti’deki ayrılıkçı hareketler 1920’lerde başladı. Sovyet rejimi yerleştikten sonra Apkhazeti’de Megreli/Lazi, Svanilere, yani kısacası Gürcülere kısıtlama, baskı ve engellemeler yaygınlaştı. Moskova’dan idare edilen Sovyet yönetimi bunu ideolojik kılıfla gizliyor, gelişmeleri ters gösterip Gürcü şovenizmi süsü veriyordu.
1930’lu yıllarda çeşitli gruplar oluştu, Abaza şovenizmi ve ayrılıkçılığı başladı. 1950’lere kadar sonuçsuz bazı girişimler oldu. Bugünkü Abaza ayrılıkçılığı ve şovenizminin temeli Apkhazeti’de esasen, 1950’lerde Sovyetler Birliği lideri Kruşçev’in Gürcistan’a karşı yürüttüğü karalama ve yıkıcı siyaseti zamanında atıldı. Apkhazeti’nin Gürcistan’dan koparılması ve Ruslaştırılması, Rusya’ya katılması projesi bu dönemde Moskova’da ve Apkhazeti’nin tatil beldelerinde dinlenen Rus yöneticiler tarafından yapıldı. Aynı dönemde ileri gelen Abazaların bir kısmı, Apkhazeti’deki Gürcü kültürüne ve Gürcülere karşı propaganda ve faaliyetlere başladı ve devamında bu organize bir hal aldı. Apsni Kapşis gazetesi yöneticileri Gürcü karşıtı proje ve eylemler planlıyordu. Bu yıllarda küçük olaylara başladılar.
Gürcülere, özellikle de Megrelilere karşı nefret söylemleri yaydılar, Megrelileri Gürcülerden ayrı anmaya da başladılar. Daha 1956 yılında Tbilisi’den Sokhumi’ye konsere giden Flarmoni Orkestrası’nı Apkhazeti’nin yerel Abaza yöneticileri engellediler, kovdular. Abaza/Apsualar Gürcü yer adlarını yok etmek için çalışmaya başladı. O kadar gözleri döndü ki, yeni koydukları bazı isimlerin Abaza diliyle bile alakası yoktu (Kristeforov, Pilenkovo gibi). Ayrılıkçı Abazalar, yer adları Gürcüce olmasın da ne olursa olsun noktasına gelmişti.
Sonraki yıllarda Gürcü karşıtı girişimler ve fiiller artarak devam etti. Bunlardan sadece birkaçını söyleyelim. 1978 yılında “Gürcülere ölüm”, “Kahrolson köpeklerin dili”, “Gürcüler Apkhazeti’den defolun” sloganları atmaya, akabinde tehditlere başladılar. Irkçılık temelli cinayetlere giriştiler. G. Çaladze’yi önceden planlayıp öldürdüler, Likhni köyünde tüfekle pusuya yatan bir Abaza, R. Mobedadze’yi vurarak ağır yaraladı, Mobedadze sakat kaldı. Buna benzer birçok olay yaptılar, saldırılar sıklaştı. Dünyaca ünlü şair Şota Rustaveli’nin büstünü yıktılar, kazayla oldu dediler.
Apkhazeti’de açıkça Abaza kadrolaşmasına gidildi, bunu da Sovyet yönetimi sağladı. Abaza nüfusu azınlıkta olduğu halde her göreve onlar getiriliyor, Gürcülerin görev alması Sovyet Rusya’nın idarecileri tarafından engelleniyordu. Abazalar azınlıktaydı ama, Apkhazeti’de herhangi bir kurumda veya fabrikada sıradan bir işte çalışmak için bile Abaza olma şartı vardı. Sovyet yönetimi öyle emretmişti. Bu, Rusya’nın Gürcü karşıtı siyasetinin sonucuydu. Bu dönemde tüm Sovyetlerde kimliklerde ulus hanesi vardı. İşte bu nedenle, işe girebilmek için, herhangi bir yerde bir şeye sahip olabilmek, kısacası yaşayabilmek için birçok Megreli/Lazi, kimliğine Abaza yazdırdı, birçok kişi de bu yıllarda bu yolla Abazalaştı.
1970’li yıllarda anormal gelişmeler, ayrılıkçı kesimlerin silahlı gruplar oluşturması, çeşitli eylemler artarak devam etti. Tüm bunlar himaye edilirken, Apkhazeti’yi yönetenler mesela Megreli/Lazi köylülerin ellerindeki kayıtlı av tüfeklerini ve hatta bıçaklarını bile devlet gücüyle toplayıp onları çaresiz bıraktılar.
1 Eylül 1978’de Bzipi köyünde okuluna giden küçük çocuklar sınıflarındaki kara tahtada karşılaştıkları yazıyla şok oldular. Tahtada “Gürcülere ölüm” yazıyordu. Yine okulun bahçesinde Gürcüce okuma yazma kitabı “Deda Ena”yı yaktılar. Okul can güvenliği nedeniyle 1 ay kapatıldı.
Bazı yolları kestiler, Apkhazeti’ye giden trene bilet satışı engellendi. 3 Eylül 1978’de Gagra’daki Gürcüler gelişmeleri protesto etti, asayişin sağlanacağı sözü aldılar ama nafile.
Ayrılıkçı Abaza hareketi doğası gereği Gürcü karşıtıydı ve Rusya’nın isteği, desteği ve teşvikiyle gelişmeler bu istikamette sürdürüldü. Örneğin, İ. Ubilava’nın Apkhazeti Özerk Hükümeti başkanı olarak atanmasını, sırf Gürcü olduğu gerekçesiyle protesto ettiler ve manifesto yayınladılar, amaçlarına da ulaştılar, Ubilava’yı Abaza kuklası haline getirdiler.
Apkhazeti’de her alanda Gürcü karşıtlığı, kısıtlama, provokasyon, engellemeler, Gürcü tarihi eserlerinin, edebi ürünlerin, sanat eserlerinin tahrip edilmesi, saldırılar, yaralamalar, özellikle Megreli/Lazi ve Svani halka yönelik cinayetler, ayrılıkçı Abaza şovenizmi Rus desteğiyle artarak devam etti.
1979 yılında, Apkhazeti’de tarihi eserlerde açık ve net olarak Gürcü dilinde ve Gürcü alfabesiyle yazılmış kitabelerin ve diğer epigrafik eserlerin Abaza dilinde yazıldığı gibi ipe sapa gelmez iddialara başladılar. Ayrılıkçıların fantazilerinin artık ucu bucağı yoktu.
Sovyet Rusya işi o hale getirdi ki Apkhazeti’de Abaza nüfusu azınlıkta olmasına rağmen her alandaki yöneticilerin %70’i Abazaydı. %15’lik Abaza nüfusu Rus gücüne dayanarak çoğunluğa hükmediyordu. Bu dönemde Gürcü nüfusu %44’tü.
1980 sonrası durum daha da kötüleşti. Çeşitli olaylar, gösteriler oluyordu. Bu sefer bir taraftan Megreli/Lazi ve Svanileri öldürürken, aynı zamanda güya Megreli/Lazi ve Svanileri asimilasyoncu Gürcülerden koruduklarını da söylemeye başladılar.
Yaşanan gelişmeler sonrası protesto amacıyla 1 Nisan 1989 yılında, Sokhumi’de miting yapan Gürcülere tepki gösteren Gudauta Raykomu’nun Abaza yöneticisi; “Defolun topraklarımızdan, köpeklerin dilinde konuşmayı kesin” diye haykırıyordu. Mitingden dönen sivil ve silahsız insanlara silahlı Abazalar saldırdı. Saldıranların başında bahsedilen Gudauta Raykomu yöneticisi, Apkhazeti İçişleri Bakan Yardımcısı ve yerel polis vardı ve saldırgan grup içinde silahı olmayanlar bile taşlarla ve sopalarla da saldırmıştı.
Buna benzer birçok olayla canı yakılan, Apkhazeti’nin çoğunluğu Megreli/Lazi ve Svanilerden oluşan Gürcü kesimi yerel polis teşkilatı binası önünde toplandı. Orada da saldırıya uğradılar.
15 Temmuz 1989’a kadar ayrılıkçı Abazalar yoğun silahlanmaya devam etti. Bu tarihte katliam yapmayı planlıyorlardı. Bunun için her yerde çalışan Abazaların maaşlarından 50-100’er Manat para kestiler. Topladıkları paralarla Kuzey Kafkasya’dan daha fazla silah alıp getireceklerdi. 14 Temmuzda harekete geçtiler, üniversite binası olarak kullanılan okulun çevresini ablukaya aldılar, ertesi gün resmi görevlilerin suyunu, elektriğini kestiler. Tkvarçeli, Gudauta, Oçamçire’den harekete geçen silahlı, ayrılıkçı Abaza teröristler Sokhumi’ye ilerledi. Okul binasını saranların sayısı 17 bine ulaştı ve bir kısmı tepeden tırnağa silahlanmıştı. Bu gün yaklaşırken, Apkhazeti’nin Gürcü kesimi kendini koruyacak hiçbir tedbir almamıştı. O gece dahi evlerinde sakince uyuyorlardı.
Ertesi sabah ayrılıkçı Abazalar “Gürcülere ölüm”, “İkinci Fergana’yı yaşatalım” sloganları atarak saldırdılar. Silahsız Gürcülere saldıran kalabalık akşama kadar birçok kişiyi darp etti, yaraladı, alıkoydu. Sadece Rustaveli Parkı’nda 40 kişiyi yaraladılar. Bazılarını çivili sopalarla, çekiçlerle yaralamışlardı. Her sokağa, her köşe başına, her binaya katillerini yerleştirmişlerdi.
Tüm bunlar olurken tam tersine propaganda yapıp mağdur olan, dövülen, yaralanan silahsız insanları suçlu, kendilerini mağdur gösteren açıklamalar yapıyorlardı.
Sovyetler Birliği dağılana kadar, burada verdiğimizden çok daha fazla olay cereyan etti, dağılma sürecinde da artarak devam etti. 1992-1993 yıllarında Gürcistan’da iç savaş yıllarıydı. Aynı tarihlerde Apkhazeti Savaşı oldu. Bu iki yıl boyunca neler yaşandığı hakkında çok şey söylenebilir.
Bizler, ne yukarıda sadece bir kısmını verdiğimiz olayların, ne 1992-1993 yılındaki savaşta yaşananların hiçbirini onaylamıyoruz. Ayrılıkçı Abazaların silahlı olanlarını ve kan dökenlerini terörist olarak görüyoruz. Bizler aynı zamanda, 1992-1993 yıllarında Gürcülerden suç işleyenlerin de yaptıklarını onaylamıyor, varsa işledikleri suçlardan dolayı onları da kınıyoruz. Peki soruyorum; herhangi bir Abaza, yukarıda birçok örneğini verdiğim olaylardan, 1992-1993 yıllarında on binlerce insanın öldürülmesinden, 250 bin Gürcünün öz yurtlarından sürülmesinden acaba zerre kadar rahatsızlık duyuyor mu? Gürcülere etnik temizlik yaptıkları raporlarla belgelendi. Vicdanları rahat mı?
Orada öldürülenlerin çoğu Megreli/Lazi ve bir kısmı da Svani idi. Fotoğrafta Gagra sahilinde 1992 yılının Ekim ayında öldürülmüş sivil, silahsız Megreli/Lazi insanların cesetlerini görüyorsunuz. Bu sadece bir örnektir.
Tüm bunları Türkiye halkı bilmiyor ve Türkiye’deki Abaza sivil toplum kuruluşları gerçeklerle hiç alakası olmayan sahte bilgiler yayıyor. Abhazya’nın Gürcistan’dan ayrı bir yer olduğu, hiçbir zaman Gürcistan’ın içinde olmadığı, Abaza bayrağının çok eski olduğu, buranın bağımsız devlet olduğu tepeden tırnağa yalandır.
1992-1993 yıllarında da yalan söylediler, Türkiye’de öyle bir propaganda yaptılar ki güya Abhazya’da “Hıristiyan Gürcüler Müslüman Abazaları kesiyormuş”. Bu yalana inanan Gürcüler ve Lazlar oldu, hatta para toplayan ayrılıkçı Abazalara yardım edenler bile oldu. Türkiye’deki Gürcü ve Laz orada ne olup bittiğini nereden bilebilirdi ki? Gürcistan gelip kendini mi ifade etti? Türkiye’de birisi gerçekleri mi anlattı? Türkiye’deki Lazi ve Gürcü Apkhazeti’de katledilenlerin kendi ırkından, kendi dilinden insanlar olduğunu nereden bilecekti? Onlara burada başka bir tarih anlatılıyor, genel itibariyle dini duygular üzerinden yönetiliyorlardı. Gürcülere “siz Açaralısınız, hem de Müslümansınız, aslında Gürcü değilsiniz” yalanları bile deniyordu. Gürcüye din üzerinden sömürü yapan buradaki Abaza komşusu ise, Apkhazeti’de Hıristiyan veya Pagan olan Abaza, Hıristiyan Megreli/Lazi’yi ve Svani’yi öldürürken bunu biliyor, buna rağmen buradaki komşularına tüm bu gelişmeleri farklı şekilde anlatıyordu.
Vücudunu kanser gibi şovenizm sarmış ayrılıkçı Abazaların bu fotoğraf ve yazılanlar hakkında ne düşündüğünü hiç merak etmiyor, ancak Türkiye’de bizden ilginç bir beklenti içinde olduklarını sanıyoruz. Bizim, Apkhazeti ile ilgili söyledikleri yalanlara inanmamızı, bağımsız bir devlet olduğunu kabul etmemizi, ona göre davranmamızı istiyorlar.
Başkalarına ait toprakları Gürcülerin tabiriyle ხიზნად/khiznad gelip yerleştikten sonra, işgalcilerle bir olup ev sahibini öldürerek, kalanları sürerek, topraklarını gasp ederek bağımsız olunuyor olsa, dünya da bunu kabul ederdi.
Sahi, bugünkü Apkhazeti’de 250 bin civarındaki nüfusun bile sadece 70-80 bini Abaza iken (Abazalaşmış Megreli/Laziler dâhil), devlet başkanı denen kişi Rus üssündeki sandıkta Putin’e oy verirken, Türkiye’deki bizlerin bağımsızlık yalanına ve diğer yalanlara inanmamızı ve kendilerini onaylamamızı hala bekliyor olmamalılar. Bir de şu geliyor aklıma, Rusya’yı her zaman Putin gibiler yönetmeyecektir. Gün olur devran döner, demokratik bir Rusya yönetimi görürüz, suyu akışına bıraksalar Apkhazeti Gürcistan’a kendi döner. Rusya istediği müddetçe onlarla birlikte olacaklar. Bugün böyle düşünenler, Rusya Gürcistan’la anlaştığında yarın kendi gider masaya oturmak ister. Tabii, o zamana kadar nüfusları kendiliğinden eriyip yok olmazsa.
Ayrılıkçı Abazalarda bu kanserli durum olmasa, Gürcistan konusunda gaspçı, iç edici, palavracı, sahtecilikten ve şovenizmden uzak olabilmeyi başarabilseler belki hepimiz için daha güzel olurdu. Abaza dilinde dinleyip etkilendiğim harika ninniyi söylemeyi belki ben de öğrenirdim, ancak bunun asla mümkün olmadığından eminim ve herkesin de bunları bilip ona göre tutum alması yararlı olacaktır.
























