1.
Fi’den sonra bir ağustos buza düşer. Taş kapı açılır. Göğün içindeki su yere inmemiştir. Bulutlardan çıkan sadece yolculardır. diri bir deniz akustiği. Çelik. Bilye ve göz.
2.
Atlaslar bu kez tersinden açılır. Giren yok. Tanrılar vazetmeyi unutmuş. Keskin bir ürperti sarmıştır suya akseden kılıçları. Kından başka çıkan. Bu içine sığmadığımız. Elmastan başka.
3.
Her çarpışmadan kocamış bir oğul – kızları hiç olmamıştır. kızların olduğu zamanları kimse anımsamadı. yada bir sır çölü kaldı geriye. Ve kırılmış çavdar başakları.
4.
Dudaklarını ve göğünü yitirmiş bir panik bezgini. Herşey. Gidip üst üste yığıldılar işte. Yontulmuş bir kayanın menziline. Boynunda bir öpüş ve kıl.
5.
Kitabeler onları anlamıyor. Onlar kendilerine benzetilmiş beyitlerin gizemli dünyasında yitip gittiler. Buğday ve tane. Zamanla birden büyür. Saksı ve suda. Patlamış mısır.
6.
Mermere çakılmış saçların sarı büyüsü. Ağardı zemin. Taşın sıcaklığından. Dilin güneşle dostluğu. Göksel bir ağızdan. Tenin atlasından. Çıkıp gelecek insan. Etin eyleyen narın ışıltısından.
7.
Su bir gün kül ve kemik yığınlarından ayrılmaz. Kent gibi bir şey var. Belki de orman. Rüzgarın kekemeliği zamandandır. Bir de gözün sonsuzluğu. Kulak memesinden. Portakal, duyu ve biraz süt. Şafakların göğsü. Yanık bir dut. Dişlerimde büyüdü. Bal ve parmak.
8.
Ve sonra ne çok duyu. İz sürenin ardında bıraktığı çizgileri de sökmek gerekir. Soruda çoğalan insandaki pırıltıdır. Anlam bekleme. O sensin. Ya da belki hiç kimse. Kan ve giz. Elmas ve nar, iki bilinmezden çıktılar.
9.
Ve sondan ilk soru: Z ve A + kan ve evet.
10.
Mutluluk buradadır. Hiçbir yere açılmayan kapıları kendi çukuruna. Gökleri yeryüzüne açmak gerekir. Elmas. Güz. Başlangıç ve son ayni yerdedir. Orman ve bir sokak kedisi. Ellerimize uzanıyor uzaklık ve mart. Gülden. Ekmekten. Öpüşten . Narın kokusu ve insandan kalan.
Aydın Özel Tip Cezaevi 1990
























