Gürcü dilinden Türkçe dile çevirilmiş şiirler: Çeviriler hakkında
Türkler ve Gürcüler arasındaki ilişkiler uzun bir geçmişe dayanmaktadır. İki millet arasındaki bağın oluşmasındaki en önemli etkenlerden biri de çeviridir. Şiir de yapılan çeviriler içinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle 1950’lı yıllardan itibaren Türkçeden Gürcüceye yapılan yazın ve şiir çevirilerinde artış görülmektedir. Bu çalışmamızda, Nazım Hikmet’in 1952 yılında Tiflis’te Vakhtang Kekelidze tarafından Gürcüceye çevrilen şiirlerini örnek gösterebiliriz. sonra ki zamanda Oktay Rıfat, Arif Damar, Orhan Kemal, Muazzez Menemencioğlu, Fahri Erdinç, Orhan Veli Kanık, Ziya Gökalp, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ruhi Bağdadi, Orhan Kemal, Fuzuli, Mihri Hatun, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Yunus Emre şiirleri de Gürcü dilinde çevrilmiştir ve Gürcü okuyuculardan her çok büyük ilgi duyulmuştu. (Gül Mükerrem ÖZTÜRK )şimdide Gürcü şairlerden Türkçe dile çevrilmiş bir kaç şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum.
SAAT KAÇ?
Şimdi vakit çok geç olmalı.
Keder yürekte geçirdi geceyi…
Gene de huzur vermiyor acı pişmanlık-
Saat kaç, saat kaç?
Penceremde duruyorum, değişmiyor gece,
Bütün bir sonbaharı başıma yıktı.
Şimdi ancak üç olabilir, belki de-
Saat kaç, saat kaç?
Saat üç çeyrek olmalı,
Dışarı bakınca hava karanlık.
Garın gongu çalıyor onüçüncü kez-
Saat kaç, saat kaç?
Düşüncelere karışmış
karanlık koridor,
Gecenin arabacısı seçemiyor yolu.
Gene acı acı çalıyor telefon-
Saat kaç, saat kaç?
Tanrım, neden böyle zifiri yağmur
Dinmeyen katran seli sanki,
Artık ağarmaz mı bu iğrenç gece!
Saat kaç, saat kaç?
Şöyle derdi Charles Baudlaire: “Acı ve değerli,
Sarhoşluğun saatidir, şarap saatidir”
Sorduklarında kendisine
Saat kaç, saat kaç?
ŞİİR: GALAKTİON TABİDZE
TÜRKÇESİ: FAHRETTİN ÇİLOĞLU
RÜZGÂR ESİYOR
Rüzgâr esiyor, rüzgâr esiyor, rüzgâr,
Rüzgârla sürüklenip gidiyor yapraklar…
Ağaçlar daireler çiziyor, eğiliyor ağaçlar,
Neredesin, nedesin, nerede?
Yağmur yağıyor, kar yağıyor, kar,
Bulamıyorum seni hiçbir zaman, hiçbir zaman!
Hep hayalindir yanımda dolaşan
Her yerde, her zaman, her an!
Uzak gökyüzü eler sisli düşüncelerimi…
Rüzgâr esiyor, rüzgâr esiyor, rüzgâr!
ŞİİR: GALAKTİON TABİDZE
Türkçesi: FAHRETTİN ÇİLOĞLU
A Y Ş E
Biliyor musunuz, annemin
adı Ayşe’ydi.
O sevdiğim çatı gözümde canlanıyor.
Düşlerim duruyor kapılarında
Uçup giden günlerimi yakalıyorlar.
Sandığında pak çarşaflar
dürülüydü
Ve oruç tutardı bütün ramazanlarda.
Üzüldü şaraptan ilk sarhoş olduğum gün.
Yapma oğlum, günah dedi bana.
Ama bağ bozumlarında bir
türkü tuttururdu.
Eski bir türkü, yanık sesiyle usul.
Küpler doluyor ağızlarına kadar
Rüzgârlarda taze şarap kokusu.
Biliyor musunuz, annemin
adı Ayşe’ydi.
Sesi bende hep yankılanacak.
Dertlerim duruyor kapılarında
Uçup giden günlerimi yakalıyorlar.
ŞİİR: PRİDON HALVAŞİ
TÜRKÇESi: HÜSEYİN UYGUN
PEREDELKİNO’DA NAZIM HİKMET’İN EVİNDE DÜŞÜNCELER
O karlı beyaz günde
O buzlu uzak günde
Bir başka aydınlandı sabahım
Lacivert huş ağaçları arasında.
Koridorda oturmuştu usta.
Moskova ayaklarımızın altında.
Tarihlerimizi tartışıyoruz
Bir Türk bir Gürcü.
Adlarınızı neden
değiştiriyorsunuz? dedi.
Baktım ustanın gözlerine.
Düşüncemden öte canlandı düşümde
Benim acılar çekmiş topraklarım.
Dedim ki: Nazım, dostum
Üzüldüm böyle düşünmene.
Ben adımı değiştirmiş değilim
Onu geri aldım sadece.
ŞİİR: PRİDON HALVAŞİ
TÜRKÇESİ: HÜSEYİN UYGUN
BEN SENİN KONUĞUN DEĞİLİM
Tiflis, ben sana geldiğimde
Kara sevda gibi dilsizim.
Senin ozanın olacağım ben de
Ben senin konuğun değilim.
Konukmuşum gibi davranma bana.
Çünkü sensizliğinle kavurdum birkaç yüzyıl.
Oğul dönemedi baba ocağına.
Tanışlar unuttu birbirlerini.
Maradid’de kaldı sağ yanım.
Ben bir kaleyim Hihani’de.
Senin adını yaşatmak uğruna
Parçalara bölündü bedenim.
Bir görseydin nasıl efkârlıydım.
Kırmızı akıyordu Çoruh nehri.
İşte bu yüzden, Gürcistan’da
Benekleri daha kırmızıdır alabalıkların.
Bütün acıları yaşamışım ben.,
Gülmeyi bilirim, acılara direnmeyi de.
İki köyüm kaldı karşısında Çoruh’un.
Neredeyse Kartli’nin yarısı kadar.
Annem sensizliğimize ağıtlar yakıyordu.
Elinden düşmüyordu senin kitapların.
Ben Mtkvari ırmağı’nıda bir dalgayım.
Ve bir çakıl taşıyım senin toprağında.
Ben senin sazının bir teliyim.
Ve bir kırlangıcım senin göğünde.
Ülkemin görkemli türküleri,
Kor gibi tutuşturuyor yüreğimi.
Tiflis, ben sana geldiğimde,
Kara sevda gibi dilsizim.
Senin ozanın, senin oğlunum ben de.
Ben senin konuğun değilim.
ŞİİR : PRİDON HALVAŞİ
TÜRKÇESİ: HÜSEYİN UYGUN
ANLAT NE VAR NE YOK MEMLEKETTE
Anlat ne var ne yok memlekette.
Özlediğim Gürcistan’ım benim.
Bana öyle bir şey söyle,
Onsun şu yaralı yüreğim.
Anlat ne var ne yok memlekette.
Ben hep onun derdi ile dolandım.
Yeniden doğdum o gün
Radyodan duyunca sesini Tiflis’in.
Tamam, Gürcüceyi
bilmiyorum.
Fakat ruhum kaynıyor sürekli.
İçimde sözcükler uçuşuyor
Anadilimin ilkbahar filizleri.
Anlat ne var ne yok
memlekette.
Mtsheta, Kobuleti,Kahaberi.
İhtiyarlanırım o anda hemen
Oraları anmazsam ben sürekli.
Lokmam eksik değil
doğrusu.
Fakat yurt yönünden garibanım.
İşte böyle yaşamadan
Ömrüm geçti gitti benim.
Anlat ne var ne yok
memlekette.
Burada öyle tükenmiş sanmayın bizi.
Oralı evler bahçeler serpiştirdik
Kıyılarına Ege’nin İzmit’in.
ŞİİR: PRİDON HALVAŞİ
TÜRKÇESİ: HÜSEYİN UYGUN
***
Kalemim, güzelim benim, alkış gerekmez bize.
Biz içtenlikle sürdürelim işlerimizi.
Korkmadan kutlu sözler saçalım halkın önüne
Hainlere zehir olsun, seyredelim can çekişlerini.
İnsanlar anlamıyorsa, Tanrı biliyor ya yüreğimizi.
Toyluğumuzdan beri öyle kutsal ki ereğimiz
Peşinden sürülüyor bizi ulusun yazgısı.
Varsın kınasınlar, onun yolunda tükensin günlerimiz.
Diyorlar ki benim için: “Kötü şeyler diyor Gürcülere dair
Açık bir düşmanlık değil mi bu, gizlemiyor kötümüzü.”
Diyor budalalar. Ancak temiz bir yürek anlayabilir
Söylediklerimde ne büyük bir sevdanın saklı olduğunu!
ŞİİR: İLİA ÇAVÇAVADZE
TÜRKÇESİ: HÜSEYİN UYGUN
***
BÜYÜK MUTLULUK
Bu sağır böğürüş tozuyan kar gibi
Boğacak beni evde, sokakta.
Ne büyük mutluluk!
Ne büyük mutluluk!
Özgürlük
Özgürlüğü düşüncenin!
Kimi dalgalandırmaz bu gerçek.
(Us, ne iş görebilir daha iyi.)
Ne büyük mutluluk!
Ne büyük mutluluk!
Özgürlük
Özgürlüğü düşüncenin!
ŞİİR: MUHRAN MAÇAVARİANİ
TÜRKÇESİ: HÜSEYİN UYGUN
Şiir hakkında binlerce farklı görüş duyacaksınız. Bazıları buna tamamen kayıtsızdır ve onlar için tamamen anlaşılmaz bir şeydir. Bazı insanlar ise onsuz yaşayamazlar. Şiir, çok somut olmasına, ses ve metin şeklinde var olmasına rağmen, kavranması o kadar kolay değildir, elbette herkesin kendine has bir şiiri vardır mutlaka.
Günümüzde tüm dünyada şiire ilginin giderek azaldığı bir gerçektir. Bu olgunun birçok nedeni vardır ve elbette en büyük nedenlerden biri maddiyattır:
Fiziksel olarak tüketemediğiniz şeyin artık ilgi çekici olmadığı gerçeğidir. Şiirle geçinemezsiniz, giyinemezsiniz, ısınamazsınız, serinleyemezsiniz, tek kelimeyle rahatlık konfor yaratamazsınız, tam tersine: Şiir sizi sürekli olarak yarattığınız rahatlık alanlarından çıkarmaya ve dünyadaki kendi trajik amacınızı gerçekleştirmeye geri getirmeye çalışır.
Tahmin edersiniz ki bu çok zor ve hoş olmayan bir süreçtir çünkü aslında, şiir manevi boşlukta kendimizle konuşma anlamına gelir. Ne yazık ki şiire ilgi duyulmayan bir topluluk için bunlar oldukça gülünç görünebilir.
Öte yandan, insanın
egoist özlemlerini yoğunlaştıran ve böylece her birimizi öyle bir yalnızlığa
kilitleyen bu tüketimci tutumlardı ki, herhangi bir sesli mesaj bu trajediyi
iletmekten acizdi ve şiir yeni biçimler ve araçlar bulma ihtiyacıyla karşı
karşıya kaldı, tamamen farklı bir ifade dilleri arayışlar, yaratmaya mecbur kıldı.
Sonuç olarak, şairin kendisinin
toplumdaki amacının anlaşılması kökten değişti.
Ortaçağ Gürcistan’ında şiirin amacını anlamada, bu satırları doğru ve o dönemin anlayış özelliği ile okursak, Rustveli’nin yazdığı dizeleri muhtemelen bize en iyi şekilde yardımcı olacaktır.
”Kaplan Postlu Şövalye” Prolog ‘inde bize oldukça açık bir şekilde şairin (yani şiirin) en başından beri bir bilgelik dalı olduğunu, ilahi, Tanrısal duyulabilir, dinleyiciler için büyük bir eylem olduğunu söylüyor.
Bahsedilen bölümdeki, anahtar kelime, elbette, burada öncelikle bilgeliğidir, Tanrı’nın doğasını bilmemize yardımcı olan bilgeliğe atıfta bulunan bilgeliktir.
Tanrı’nın doğasını bilmek, meyvesinin tüm dünyada elde edilmesi gereken bu dünyadaki yaşam yoludur. Yani şiirin meyvesi sadece bu dünyevi değildir ama burada, bu dünya hayatında, onu anlayacak olan lâyık insana, burada, dünyada mutlaka faydalar sağlayacaktır.
Orta Çağ’ı bir kenara bırakırsak, on dokuzuncu yüzyıl Gürcistan’ında (ve kısmen dünyada) bir şairin işlevi neredense havarilerin rolüne eşitti. (“Ulusuma önderlik etmesi için Tanrı ile konuşuyorum” (Ilia Çavçavadze), Bugünlerde böyle bir iddia, İlia Çavçavadze bile olsa, şairler tarafından bile klinik şizofreni olarak algılanırdı.
Bununla birlikte, şairlerin geleceği öngörme konusunda gerçekten trajik bir yeteneği vardır, çünkü onların ham duygusal sensorları, yaklaşan sivil veya küresel felaketleri çok önceden sezebilir veya tespit edebilirler.
Şiir, gerçekliği bize yaşam için bir reçete vermek için değil, kendi özgürlüğümüz lehine seçimler yapmamızı kolaylaştırmak için tanımlar. Ama o zaman, bu özgürlüğün tadını nerede çıkaracağımızı bilmediğimizde içimizde gerçek bir sorun ortaya çıkar.
İşte bu yüzden şiir bize büyük gerçekler hakkında ölçülü, belirsiz, benzetilebilir bir tarzda konuşmayı seçer. Benzetme şiirin rengidir, mecaz ise kılıcıdır. Biriyle kendini koruyacak, diğeriyle kesecek. Biriyle seni silahlandıracak ve diğeriyle seni silahsızlandıracak. aslında son derece içsel, dramatik ve tehlikeli bir oyundur.
Günümüzde en riskli şiirsel adım Lirik ve Epik şiirler yazmaktır. Çünkü bu yönde o kadar çok şey söylendi ki, sadece Gürcü şiirinde bile böyle şaheserler yazıldı ki, bu yüksekliğe değerli bir şey eklemek gerçekten çok zordur. Dediğimiz gibi, bugün şiirde aşk hakkında yazmak, bu aşkı çağrıştıran kaygan yolda yürümektir ve tüm şairler bu “tehlikeli” boşlukta her yönden ölçülü bir şekilde çok dikkatli hareket etmelidirler.
Netice olarak diyebiliriz ki şiire karşı verdiğimiz değeri ve tavrımız, düşüncelerimiz hayallerimiz, amaçlarımız tarzımız ve görüşlerimiz ne olursa olsun bir şiir sevdalı ve ilk önce bir insan olarak bizim edebiyata ve ulusumuza karşı en büyük borcumuz, bize ait olan özellıkle eski eserleri unutmamak onlara sahip çıkmak, onları korumaktır ve en önemlisi de onları ilk önce iyice tanımak ve sonra da tanıtmaktır. bir insan geçmişini görmemezlikten gelirse o insanın geleceği de unutulmaya mahkum olacaktır. Son yıllarda Gürcü eserlerin Türkçe dilde çevirip okuyuculara ulaşması mümkün hale getiren, emek versen bu işe kendileri adamış Gürcü dili ve edebiyatı alanında çok değerli çalışmalar gerçekleştiren ve çalışmaları sürdürenlere teşekkür borç bilirim.
Türk-Gürcü edebi ilişkilerin son dönemde önemli bir yere sahip olduğunun yadsınamaz bir gerçekliğini ortaya koymaktadır.
Umarım ilerleyen zamanda bu çalışmalar ve edebi ilişkiler daha çok yoğunlaşacaktır ve daha çok eserleri ve Şiirleri ortaya koyacaktir.























