
Adem Fidan
TEBESSÜME ÖZGÜRLÜK
Bugün, 12 Temmuz 2024. Hastaneye gitmek üzere yola çıktım. Denizden gelen hafif bir meltem esintisi, serinletici bir iyot kokusuyla burnuma ulaşıyor. Derin derin nefes aldıkça kendimden uzaklaştığımı ve içime bir rahatlık dolduğunu hissediyorum. Şehirdeki karmaşa yatışmış gibi, günlerden cuma ve yollar açık. Trafik muntazaman akıyor ve bu tatlı seyir halinde olmaktan büyük keyif alıyorum. Uzun zamandır bu kadar rahat araç kullanmamıştım. Planladığım bir saatlik yolculuğu yirmi dakikada tamamlıyorum. Osmaniye Devlet Hastahanesi’ne gidiyorum nedense ayrı bir huzur var içimde.
Hastane çevresi ana baba günü; araç bırakacak yer bulmak neredeyse imkansız. “Nazar değdi,” diyorum içimden. Uzak bir yere park ediyorum aracımı ve hızlı adımlarla randevuma yetişmeye çalışıyorum. Hastahane danışmanındaki görevliye kan alma yerini soruyorum; eliyle işaret ederek, “İleride sağda,” diyor. Kayıt açtırmalısınız, diyor başka bir görevli. Kayıt açtırıp elime tutuşturulan pusula ile kan alma yerinde beklemeye başlıyorum. Sıram erken geliyor, hemşire bir koltuğu işaret ediyor. Otururken dikkat ediyorum, kimse gülmüyor, tebessüm etmiyor, herkes somurtkan ve bir şeylere kızgın gibi. Bir şey söylesen kavga çıkacak gibi duruyor. Kimse kimseye bakmıyor, ellerinde telefonlar, sürekli kafaları telefonda, ara sıra ekrana bakıp sıranın kendilerine gelip gelmediğini kontrol ediyorlar.
Koltuktayım ve hemşireye “Günaydın” diyorum, cevap vermiyor. Elimden aldığı pusula ile tüpleri diziyor, bir iki üç, yedi tüp alıyor eline. Tatlı bir tebessümle tekrar “Günaydın” diyorum, tüm içtenliğimle. Yüzüme bakıyor ve “Günaydın” diyor. Sevimli bir hal alıyor, yüzünde tebessüm. Elimi tutuyor, koltuğun kolçağı olmasına rağmen yavaşça dizine koyuyor, Parmakları ile kan alacağı damarı arıyor. Canımı acıtmak istemediği belli, yavaşça batırıyor iğneyi. Tüpler dolarken yüzündeki tebessüm öylece kalıyor, yayılıyor gözlerine. Sessizce kolumu bantlıyor, tüpleri yerleştirirken “Geçmiş olsun” diyor. “Hoşçakalın,” diyorum, “Kolaylıklar.”dilerken ayrılıyorum yanından, Yüzünde asılı tebessümle arkamdan bakarken başka bir hasta oturuyor koltuğa…
Aracıma doğru hızlı adımlarla ilerliyorum, yol kenarına park etmiştim. Trafik ekipleri çekicilerle dolaşıyorlar, aracımı çekerler diye korkuyorum. Neyse ki uzaktan aracımı görüyorum, yerinde duruyor. İçimden “Oh,” diyorum. Aracıma binip uzaklaşmalıyım hemen, oradan gitmek için sabırsızlanıyorum. Kontağı açıp camları indirdiğimde bir rüyanın içine dalıyorum. Masallardaki gibi bir kuş cıvıltısı, aman Allahım! Bu nedir? Ne kadar çok kuş var? Etrafıma bakınıyorum, o kadar fazla yeşil alan yok ama binlerce kuş aynı anda ötüyor. Kontağı kapatıyorum, gözlerimi kapatıp dinliyorum. Kuş cıvıltısı bedenimi rahatlatıyor, adeta transa giriyorum. Yanımdan geçen araç sesleri duyulmaz oluyor. Ağaçlar arasında uzanan bir yolun kenarında aracımı park etmiş, kuş seslerini dinliyorum. Tanrım, ne mutluluk! Dakikalardır dinliyorum. Cıvıl cıvıl sesler altında huşu içindeyim. Onlarca kuş şarkı söylüyor ve ben hayaller içinde yüzerken. Patlak bir egzoz sesiyle kendime geliyorum ve şoföre okkalı bir küfür savuruyorum.
Merak ediyorum, nerede bu kadar kuş? Bir aşağı, bir yukarı yürüyorum araçtan inerek ama yok. Orada bulunan bir iki ağaçta ne kuş sesi var ne de kendileri. Evlere bakıyorum, biri camdan bir şey fırlatırsa şimdi derken, bir evin balkonunda iki kiriş arasına boydan boya yerleştirilmiş onlarca kafes görüyorum. Üstleri örtü ile kapatılmış, içinde ötücü kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor.
Bir anda hüzünleniyorum. Belki de bu kuşlar yardım istedikleri için ötüyorlar. Kapalı bir kafeste, karanlık, küçücük bir alanda, dünyadan izole bir yaşam sürüyorlar. Ötmeleri karşılığında yemleniyorlar, öterlerse sevilen sevimli canlılar oluyorlar. Oysa serbest bırakılsa, bir anda ve anında uçup gidecekler, özgür kalacaklar. Ama hayatlarını esir alan bir şakinin kölesi durumundalar. Ne acı bir yaşam.
Leyla’sına yazdığı şiirleri hatırlatıyor bana. Kavuşamadığı için içinden dökülen sözler, yüzyıllar boyunca insanları nasıl hüzünlendirdi… Ya bu kanaryalar? Onların hayatlarını anlatacak bir şair yok mu? Acılarını kâğıda dökecek biri çıkar mı ahir zamanda?
Ulan kanaryalar, altüst ettiniz beni…
Davit






















