Veysel Çolak
Toplumsal Bellek, Şiirsel Bellek
Bütün gece uyuyamayınca hava aydınlanır aydınlanmaz dışarıya çıktım. Terk edilmiş gibiydi kent. Bütün sokaklar boştu. Evden çıkarken yanıma aldığım “Şiirsel Bellek nedir?” sorusuna yanıt arayacaktım. Aradım da. Heyecanlandırıcı bir düşünce üretemedim. Sonra aklıma 1976 yılında Politika gazetesinde yazdığım “Toplumsal Bellek Şiirsel Bellek” başlıklı yazım geldi. O yazıda, daha çok şiirlerde yer alan gizli tarihe açıklık getirmiştim. Şiirlerin bir bellek olduğuna vurgu yapmıştım. Evet, şiirler bir bellek gibi yaşananları, insanların davranışlarını, duygularını, düşüncelerini kaydetmeli, içermeli.
Milan Kundera’nın (1929) “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” (1984) romanı yayımlandıktan sonra ‘şiirsel bellek’ kavramlaştırması gündeme geldi. Beyinde de böyle bir bölüm var her halde. O da insanı derinliğine etkileyen, bireyin canını yakan, önemsenen ne varsa hepsini kaydeder. Yazarlar, özellikle şairler bir şey yazacakları zaman şiirsel belleklerine başvururlar. Orada biriktirdikleriyle yazarlar şiirlerini, öykülerini, romanlarını. Eğer birinin şiirsel belleği boşsa, ondan güzel şiirler yazmasını beklemeyin. Yazamazlar.
Sabahın köründe yıllar önce çiçeğini kopardığım bir manolya ağacına bakmaya gitmiştim. Kopardığım o çiçeği verdiğim insanı düşündüm. Şiirsel belleğim o süreçte ve sonrasında yaşananlarla doluydu. Manolyalı şiirler yazmıştım çokça. Eğer şiirsel belleğim o manolyayı saklamasaydı, o şiirleri yazamazdım.
Bir öneri: Şiirsel belleğiniz dolu olsun, orada biriktirdiklerinizle yazın şiirlerinizi.


































