Davit Fidan
NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR
Her bayram yaklaştığında, pek çoğumuz “Eski bayramlar yok artık” demek zorunda hissederiz. Bu cümle, yalnızca bir nostalji ifadesi mi, yoksa toplumsal ve kültürel değişimlerin bir yansıması mı? Eski bayramların özlemi, geçmişe duyulan bir hasretle mi, yoksa bugünün hızla değişen dünyasında kaybolan değerlerle mi ilgili?
Geçmişte bayramlar, toplumsal birlikteliğin, dayanışmanın ve paylaşmanın en yoğun yaşandığı dönemlerdi. Ulaşımın sınırlı, iletişim araçlarının ise neredeyse hiç olmadığı dönemlerde, insanlar bayramları sevdikleriyle bir araya gelmek için bir vesile olarak görürdü. Bayram ziyaretleri, aile büyüklerinin ellerini öpmek, komşularla bir araya gelmek, çocukların bayram harçlıkları ile sevindirilmesi gibi ritüeller, toplumun birlikteliğini pekiştiren önemli unsurlardı. Şimdi ise bırakın çocuklara harçlık vermeyi, Bayramda gelen misafirlere ikram edilecek, şeker, çikolata, Bayramın olmazsa olmazı baklava almak bile çok zorlaştı, dar gelirli ve yoksullar kurban eti bekleme isteği de olmasa evlerinin kapılarını kapatıp bayram bitiminde açacaklar.
Günümüzde ulaşım ve iletişim araçlarının hızla gelişmesiyle, insanların bir araya gelmesi daha kolay hale geldi. Ancak, bu kolaylık, bayramların o eski sıcaklığını ve samimiyetini azalttı mı? Belki de eski bayramların özlenmesinin nedeni, o dönemin sade ve içten ilişkilerinin günümüzdeki hız ve teknoloji çağında kaybolmuş olmasıdır. İletişim araçlarının hızlı ve kolay erişilebilir olması, yüz yüze iletişimin yerini aldı. İnsanlar artık bayram kutlamalarını telefon veya sosyal medya üzerinden yapmayı tercih ediyor, bu da fiziksel bir araya gelmenin getirdiği samimiyeti azaltıyor.
Kurban, İslam dininin en önemli ibadetlerinden biridir ve Hz. İbrahim’in Allah’a olan bağlılığını ve teslimiyetini sembolize eder. Kurban, Allah’ın emrine itaatin ve O’na yakın olmanın bir ifadesi olarak kabul edilir. Kurban bayramında kesilen hayvanların etleri, ihtiyaç sahiplerine dağıtılarak toplumdaki yoksulların gözetilmesi amaçlanır. Bu uygulama, sosyal adaletin sağlanmasına ve toplumdaki dayanışmanın artırılmasına katkıda bulunur.
İslam dini, yoksulları koruma ve onlara yardım etme konusuna büyük önem verir. Zekat, fitre ve sadaka gibi ibadetler, Müslümanların mallarının bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmalarını zorunlu kılar. Ancak, bin dört yüz yıldır İslam’ın varlığına rağmen, İslam ülkelerinde yoksulluğun hala yaygın olması düşündürücüdür. Dünya Bankası verilerine göre, dünyanın en yoksul ülkelerinin büyük bir kısmı Müslüman ülkelerden oluşmaktadır. Bu durum, İslam’ın sosyal adalet ilkelerinin yeterince uygulanmadığını göstermektedir.
Pek çok Müslüman, yardımlarını yaparken ölüm ve ahiret korkusuyla hareket eder. Ancak, bu korku zamanla etkisini yitirebilir ve yardımların azalmasına yol açabilir. Fıkıh kitaplarında Müslümanların mallarının kırkta birini zekat olarak vermeleri gerektiği belirtilir. Ancak, insanlar zenginleştikçe farklı yöntemlerle daha az yardım yapma yolunu bulurlar. Para ve mal hırsı, yardımların önüne geçer.
Ülkemizde yaşanan deprem felaketinde bir iş adamı üç milyar lira bağışta bulundu. Zorda kalan vatandaşlarımız için çok önemli bir yardım tabi. Bu yardımın iş insanı için olumlu yönleride var. Yapmış olduğu bağışın tamamını vergiden düşerek uzun yıllar vergi vermekten kurtuldu, Devlet ihalelerinin büyük çoğunluğunu alan iş insanı reklamını da yapmış oldu. Hiç düşündünüz mü, üç milyar bağış yapan bir iş insanı ne kadar kazanıyordur, Gelir adaletsizliğinin ve gelir dağılımın ne kadar büyük olduğunu göstermesi bakımından dikkate değer.
Toplumda yoksulluğu azaltmanın en etkili yolu, korku yerine ahlak ve sosyal bilinci artırmaktır. Çocukları, paylaşmanın ve yardımlaşmanın önemini anlayacak şekilde yetiştirmek, toplumsal dayanışmayı güçlendirecektir. Gelişmiş ülkelerde, lüks tüketime yönelik baskının daha az olması, bu ülkelerdeki toplumsal bilinç düzeyinin yüksek olmasından kaynaklanır. Örneğin, İsveç’te varlıklı bir aile, eski model bir arabaya binebilirken, Ülkemizde en yeni model araçlara milyonlar harcanabilmektedir. Bu durum, düşünce ve ahlak yapısındaki farklardan kaynaklanıyor.
****
Kaligraf Selami Gümüş
Eski bayramları getirdiği samimiyeti, birlikteliği ve dayanışmayı özlüyoruz. Modern dünyanın hızla değişen koşulları altında, bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çaba göstermek gerekiyor. Yoksulluğun temelinden çözülmesi için ahlaklı, bilinçli ve etmek yerine, toplumun genel yararına uygun kullanmalıyız. Bayramların gerçek anlamını yaşatmak ve toplumdaki dayanışmayı artırmak, hepimizin asli sorumluluğu olmalıdır.
Bayramınız Kutlu Olsun
*****





























