Cem Kumuk
Bir Meşbaş İshak geçti bu dünyadan…
Bundan dört sene önce Kremlin’de “Rusya’nın Kahramanı” nişanı töreninde madalyayı takarken Putin’in bir türlü telaffuz edemediği isim: İshak Şumafoviç Meşbaş…

Dün Meşbaş İshak’ın 96 senelik hayat yolculuğunu tamamladığı haberini aldığımda bir baktım ki Kremlin’den maaş alan memurlar koro halinde ağıt yakmaya başlamışlar. Bir yandan gelenekte ölmüşün arkasından konuşulmaz denir, diğer yandan tövbe haşa Allah’ın işine karışacak halimiz yok elbette. Ama serde akademide edebiyat mürekkebi yalamışlık da olduğu için bir tecahülü arif sanatı yapalım dedim. Bilmeyenler için, “tecahülü arif” edebiyatta yazarın bildiği bir gerçeği bilmezlikten gelerek anlatması sanatıdır. Hal böyle olunca ben de “Rabbim bilir işini” diyerek haberi paylaştım.
Sonra bir baktım ki, Kült kişilikler yaratmak söz konusu olduğunda eline dünyada kimsenin su dökemeyeceği milletim başlamış ahlak polisliği yapmaya… Aile adımdan ilham alarak bana “devşirme” diyenler mi, bana Xabze öğretmeye kalkışanlar mı, yakıştırmayanlar, sığdıramayanlar, falan, filan…
Eh… O zaman meseleye biraz açıklık getirmek şart oldu demektir. Binaenaleyh, inancımızda cenaze toprağa düşmeden kişi ölmüş sayılmayacağı için sözlerimiz de “henüz ölü arkasından konuşma” kategorisine girmemiş olur. Biz yıllarca Meşbaş hâlâ nefes alıyorken ne demişsek aynısını söylemeye devam edelim ki kendimizi “ölü gözü ballı olur” sınıfına sokan riyakârlardan olmayalım.
Biz de 80’li yıllarda İshak Şumafoviç Meşbaş’ı bugün o pek çok ağıt yakan gibi “Bugün bir Çerkes edebiyatından bahsedebiliyorsak onun gibi birkaç yazarımızın sayesindedir” diyenlerdendik. Anavatan “Kaf Dağı’nın ardındaki” yerdi ve henüz hiçbirimiz gerçeklerle yüzleşmemiştik. 90’lı yıllarda soluğu anavatanda aldık. Maykop şehir parkında Meşbaş İshak’a rastladığımda bir çocuk gibi sevindim. “Bitmeyen Umutlar”ın yazarı Meşbaş İshak… Bizi tanıştıran kişi benim Türkiye’den geldiğimi söyleyince, olan oldu… Kafamızdaki sırça köşkler bir anda yıkıldı. Adam açtı bayramlık ağzını ve başladı sövmeye dedelerimize: “Siz korkak Osmanlı Türk ajanlarının torunları… Ne işiniz var burada? Gidin, yaşayın Türkiye’nizde. Gelip de buraları kirletmeyin.” Nitekim ilerleyen zamanlarda Meşbaş İshak’ın iktidar çarkı içindeki etki ve yetkisini kullanarak, dönenlerin ve dönmeyi isteyenlerin önündeki en büyük engellerden birisi olduğu gerçeğini anladık. Aslında başka bir şeyi beklemek safdillik olurdu, ama biz zaten romantik safdillerden değil miydik..?
“Bugün bir Çerkes edebiyatından bahsedebiliyorsak onun gibi birkaç yazarımız sayesindedir” dedirten kendinden başka hiçbir yetenekli Adıge yazarının isim yapmasına müsaade etmeyen Meşbaş İshak’ın bizzat kendisiydi. İçinde yetiştiği Bolşevik Komsomol Sanat Oligarşisi’nde tuttuğu köşe başını kimseye bırakmaya niyeti yoktu. Muhtemel rakiplerini insafsızca yaptığı itibar suikastlarıyla sindirdi, yok etti. İşgal ettiği koltuğu 70 sene kimselere bırakmadı.
İnancımıza göre toprağa düştükten sonra Allah’a vereceği hesapta ne diyeceğini bilemeyiz. Rabbim affedicidir. Belki onu bile affeder. Ama kul hakkının hesabını nasıl verir, bilinmez. İmkân olaydı da onu Adıge edebiyatının samimi yurtseverlerinden Kueko Nalbiy’e ve benzeri daha onlarcasına sorabilseydiniz. Onların ömrü vefa etmedi ve mesleki hayallerini gerçekleştiremeden Meşbaş İshak’tan onlarca sene önce ahirete göçtüler. Şimdi hesap sorma sırası onlarda. Gittiğimizde muhasebenin neticesini öğreniriz inşallah…
Benim her isim yapmış Adıgeyi yücelten safdil insanım… Benim Xabze diyerek her gördüğü sakallıyı mübarek sanan insanım… Benim her Adıgece konuşan ve yazanı “Üstad” yerine koyan insanım… Son nefesini vermiş bir adam hakkında bunları söylemek bana bir şey kazandırmaz. Eğer bu söylediklerimle iki uyuyan gözü açabilirsem, ne mutlu bana. Allah katında kulluk görevimi yerine getirmiş olurum.
Size başka ilginç bir detay vereyim: Bilir misiniz, Kafkasya’nın her şehrinde “Büyük edebiyatçı” Puşkin’in adının verildiği bir cadde, bir bulvar vardır. Puşkin’in doğum günü kutlamaları Kafkasya’daki şehirlerde daha bir ihtişamla kutlanır, kutlatılır. Bilir misiniz, Puşkin’dir şu sözlerin sahibi: “Boyun eğ, Kafkas, Yermolov geliyor!” Fazla söze ne hacet… Meşbaş İshak gibileri Adıge edebiyatının babası yapmışlar çok mu..!? Benim güzel insanım, n’olur şunu anla artık, Adıgece yazınca Adıge edebiyatı yapılmış olmuyor. Kueko Nalbiy, Nalo Zaur ve onlar gibi itibarları suikasta kurban edilip bu dünyadan göçen gerçek Adıge edebiyatçılarının kemiklerini sızlatmayın.
Her yaş almış Adıge’den Thamate çıkmaz. Thamatelik erdemlilik, dürüstlük, samimiyet, cesaret ve daha nice ulvi değer gerektirir. Bırakın artık her gördüğünüz aksakallıya mübarek adam muamelesi yapmayı. Yok böyle bir Xabze…
Beni tanımayan birileri bana Meşbaş İshak’tan kıssadan hisse ölümü hatırlatmış. O zaman söyleyeyim, bilsinler. Azrail ilki henüz 12 yaşındayken olmak üzere 60 senelik ömrümde 4 kere sıra karıştırıp beni almaya geldi. Karışıklığı fark etmiş olacak ki, her seferinde almadan gitti. Elhamdülillah, onun sayesinde ben “her gün ölecekmiş gibi yaşama”nın ne demek olduğunu öğrendim ve ona göre yaşadım. Umarım bir daha ki gelişinde sıra karıştırmış olmaz. Ne ölümden ne Azrail’den ne de ahiretten korkum yok. Elhamdülillah, her gün yola çıkacakmış gibi valizimizi hazır tutuyoruz, o yolculukta bize lazım olacağını düşündüğümüz şeylerle dolu olarak. Gerisi Rabbimin takdiri.
Son olarak şunu söyleyeyim: Bir yerlerde kafalarınızdaki tabuları zorlayan bir şey duyduğunuzda hemen öfkeyle kalkıp, sonra pişman olacağınız şeyler söylemeyin. Kafanıza yatmayan bir şey duyduğunuzda, bu sizi araştırmaya sevk etsin. Cehaletin şifası var. Basit: Araştırmak – öğrenmek… Amma… kendini âlim sanan cahillere şifa yok.
Yaptı yine Meşbaş yapacağını… Buna kafa yorup, zaman harcayacağıma en az 10 arşiv belgesini transkribe ve tercüme ederdim şimdi. Dedim ya, bu muhabbet bana bir şey kazandırmaz ama iki uyuyan göz uyanırsa ne mutlu bize…
https://www.youtube.com/watch?v=xeNZiBEnGeo
####
Fehmi Uzal Ustiaşvili
Cem Kumuk kardeşimin Meşbaşe İshak in ardından aktardığı bu kıymetli bilgilendirmeyi okuduktan sonra internette şöyle bir dolaşmaya çıktım. Kısaltarak aktarıyorum: Rusya’nın Kafkasya nasıl kuruldu, bilinmesi açısından önemli buluyorum:
İshak Şumafoviç Meşbaş (Meşbaşe İshak; 1930 – 2026), Adıge/Çerkes edebiyatının ve modern Kafkas kültürünün dünyaca tanınan dev şair, romancı, çevirmen ve fikir insanıdır. Yazın hayatı boyunca 80’den fazla esere imza atan sanatçı, aynı zamanda Adıge Cumhuriyeti Ulusal Marşı’nın söz yazarıdır. Sürülenler, Bitmeyen Umutlar ve Taşdeğirmen gibi Türkçeye de çevrilen nehir romanlarında; Çerkes halkının trajik tarihini, 1864 Sürgünü’nü, Kafkasya’nın destansı direnişini ve sosyokültürel dokusunu derin bir lirizmle ölümsüzleştirmiştir.
Kafkasya ve Rus Edebiyatındaki Yeri
İshak Meşbaş, Kafkas edebiyatında tarihsel hafızanın ve ulusal kimliğin koruyucu mimarı konumundadır. Sözlü anlatımlara dayanan zengin Adıge folklorunu, Nart destanlarının ruhunu ve Çerkes halkının yaşadığı tarihsel acıları (Kafkas Savaşı ve Büyük Sürgün) çağdaş roman formuna aktararak anadilinin (Adıgece) edebiyat dili olarak olgunlaşmasında köprü rolü üstlenmiştir. Kur’an-ı Kerim’in Adıgeceye tercümesi dâhil olmak üzere dil ve kültür alanında yürüttüğü kapsamlı çalışmalarla, Kafkas halklarının kendi öz kimliklerini edebiyat kanalıyla dünya mirasına eklemelerine öncülük etmiştir.
Rusya ve dünya edebiyatı arenasında ise Moskova Gorki Edebiyat Enstitüsü kökenli bir usta olarak, Kafkasya’nın yerel ve tarihsel dinamiklerini evrensel insanlık temalarıyla harmanlamayı başarmış bir “Doğu-Batı sentezcisi”dir. SSCB Devlet Ödülü, Rusya Federasyonu İş Kahramanı gibi en üst düzey prestij payelerine layık görülen ve eserleri onlarca dile çevrilen Meşbaş, Çerkes trajedisini ve Kafkas ruhunu Rusça ve Adıgece edebiyat kanonunun merkezine yerleştirerek çok kültürlü Sovyet ve Rus edebiyatında özgün, yeri doldurulamaz bir külliyat yaratmıştır.




























