Ben Gürcü’yüm, tercih ettiğim din bu, yaşamak istediğim stil bu ve yapmak istediğim şey elimden geldiği sürece kültürüme ait dansları edebilmek, öğrenebilmek, başka insanları da kültürümüze sahip çıkmaya teşvik edebilmek.

Miray Afşar:Merhaba sevgili Büşra Aynacı ,bu söyleşiyi ქართულიმბებისპორტალი / Gürcü Haber Portalı için yapıyoruz.Genç Gürcü dansçıları tanımak ve tanıtmak istiyoruz. Son yıllara bakarsak Kafkas- Gürcü danslarında Türkiye de bir gelişim görüyoruz. Bu durumun sevindirici olduğunu düşünüyorum.Öncelikle sizi tanıyalım: Nerede doğdunuz? Eğitim durumunuz, mesleğiniz nedir?

Büşra Aynacı:Merhaba, ben Büşra. 24 Ekim 1995’te Sakarya’nın Hendek ilçesinde doğdum ve Hendek’te büyüdüm. Hala da burada ikamet etmekteyim. Buradaki okullarda eğitim gördüm ve şu anda da Sakarya Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde Mimarlık okuyorum. Son sınıf öğrencisiyim. Baba tarafından Hendek Nuriye, anne tarafındansa Hendek/Güldibi – Akyazı/Kuzuluk köylerinden.. Genel anlamda da Batum göçmeni ağırlıklı Gürcü köyleri diyebiliriz. Fakat ben de anne ve babam gibi merkezde büyüdüm.
Miray Afşar: Ne zamandan beri dans ediyorsunuz? Kafkas- Gürcü danslarıyla ne zaman tanıştınız?
Büşra Aynacı:Dansla tanışmam aslında çocukluğumda başladı diyebilirim. Ama ilk bir dans grubunun içerisinde yer aldığım yıllar ilköğretim sürecimde oldu. Okula bağlı bir halk dansları topluluğunda çeşitli yörelere bağlı halk danslarında yer aldım. İlköğretim ve lise yılları boyunca Karadeniz halk danslarını icra ettim. Genellikle Karadeniz ve Ege yöreleri halk danslarıyla ilgili gruplarda yer aldım. Kafkas-Gürcü danslarıyla ise kendime göre çok geç bulduğum -hatta pişmanlık duyduğum- bir yaşta 19 yaşımda tanıştım. Gürcü kökenli bir ailede olmama rağmen çok fazla kültürümüze ait dansları görerek büyüdüğümü söyleyemem. Belki bu kadar geç tanışmamın sebebi buydu diyebilirim. Hendek’te o senlerdeBatum ve Havalisi Kültür Derneği’nde Murat Güzeltepe’nin eğitmenliğinde bir dans grubu oluşturuldu. Kafkas-Gürcü dansları olarak sıfırdan başlayan bir gruptuk diyebilirim. Bir seneye yakın bir eğitim süreci geçirdik ve bazı sebeplerden dolayı dans faaliyetlerimiz sona ermek zorunda kaldı.
Miray Afşar: Hangi gruplarda dans ettiniz? Şu an bağlı olduğunuz gruplar var mı?
Büşra Aynacı:İlköğretim ve lise sürecini bir kenara bırakırsak Hendek’teki Batum ve Havalisi Kültür Derneği’nde Mimino grubunda bir yıl kadar dans ettim. Daha sonra bir süre yaşadığım ilçenin hatta ilin Gürcü kültürüyle ve danslarıyla ilgili eksikliklerini dezavantaj olarak gördüm diyebilirim. Dans, müzik ve dil anlamında kendimizi geliştirebileceğimiz hiçbir oluşum bulamamıştık açıkçası. Okuduğum üniversite ve bölümün zorlukları sebebiyle de farklı illerdeki dans gruplarına katılamadım. Bu arafta kaldım diyebileceğim süreçte Kuzey Kafkas Halk danslarıyla ilgili kendimi geliştirmek istedim ve Sakarya Kafkas Kültür Derneği’ndeki topluluğa katıldım. Yaklaşık 4 sene boyunca orada dans ettim. Daha sonra geçen sene faaliyete başlayan ve kendi adıma Sakarya’daki Gürcüler için çok çok önemli bir adım olan Sakarya Kartvel Gürcü ve Laz Derneği kuruldu. Kültürleriyle ve özellikle danslarıyla, müzikleriyle ilgilenen Gürcüler için bir umut ışığı oldu diyebiliriz açıkçası. Daha sonrasında da tabi ki bu grubun ilk oluşumundan itibaren içerisinde yer almayı tercih ettim. Hali hazırda da şu anda Ziya Serkan Doğan’ın eğitmenliğinde Kartvel Gürcü ve Laz Derneği’nde aktif olarak dans eden bir grubuz.
Miray Afşar: Yaşadığınız süreci bize aktarır mısınız? Önümüzde ki süreç içerisinde Kafkas-Gürcü danslarıyla ilgili yapmak istedikleriniz nelerdir?
Büşra Aynacı:Yaşadığım süreç hem çok eğlendiğim, mutlu olduğum hem çok hayal kırıklığına uğradığım ve bazı şeylerin bilincini kazandığım bir süreçti doğrusunu söylemek gerekirse. İlk olarak Kafkas-Gürcü danslarıyla tanıştığım anda bir anda içimde hissettiğim o garip duygudan bahsetmek isterim açıkçası. Çünkü çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca 12 yıl boyunca kültürüm dışında danslarla büyümüştüm ve o ilk Gürcü dansları nelerdir, nasıl danslardır sorularının cevaplarına ulaştığımda kendi benliğimi buldum demiştim. Çünkü zaten genlerimizle aktarılan ve aslında bilinçaltımızda yatan ama açığa çıkaramadığımız belki de çıkarmayı bile bilmediğimiz o gerçekle tanışmıştım. Kimsenin bize bahsetmediği, kendilerinin de unuttukları kültürel danslarımızı gördüğümde adeta gözümün önündeki perde kalkmış gibi hissetmiştim ve o günden beri de kopamadığım bir hayat şekli haline geldi. Her geçen gün de bilgisiz geçirdiğim yılları telafi etmek için öğrenmeye, bilinçlenmeye çalıştım. Bütün bunların dışında her şeyden önce genel olarak Türkiye’deki Gürcülerin kendimle ve yerelimle ilgili olarak da Sakarya’daki Gürcülerin kültürel eksikliklerinin farkına varmak, bunu kendim de dahil çok geç öğrenebilmek, sonradan ilgi duymak beni oldukça üzmüştü açıkçası. Çünkü kıyaslayabildiğim diğer Kafkas topluluklarını yakından tanıdığımda bunu daha net görebilmiştim ve bu sebeple de Gürcü kültürüne olan aidiyet duygum daha da artmıştı. Tabi ki bunun birçok sosyolojik, dini ve siyasi sebeplerinin olduğunun da farkındaydım. Ama kendi adıma Sakarya’da en azından kendi çevremde değiştirebilmek istediğim bazı normlar olmuştu. Kendi adıma en çok ele alabileceğim ve üzerine konuşabileceğim kavram din olabilir sanırım çünkü başörtülü olmayı tercih eden bir insanım ve aynı zamanda ait olduğum Gürcü kültürüme de sahip çıkmayı tercih eden, kültürün belki de en önemli olan dans ve müziğine de aitlik hatta tutku duyan biriyim. Fakat eleştirebilecek olursak insanların genel yargıları Müslümanlık/Başörtüsü başlığı altında incelenecek olursak dansla bağdaştırılamıyor. Yani özellikle Sakarya sosyolojik yapısı ya da büyük bir Gürcü çoğunluğuna sahip olmasına rağmen kültürel asimilasyonlara sahip olan Gürcü kökenli insanların bakış açısı bunu pek uygun görmüyor diyebiliriz. Ben kendi adıma bu olgu bağlamında zorluklar yaşadım açıkçası. Kötü eleştiriler, önyargılar gibi sorunlarla yüz yüze oldum denilebilir. Yani sahnede neredeyse hiçbir fark görülmemesine rağmen parmakla işaret edilebilen, çevrede dönen fısıltıların kulağınıza ulaşması gibi durumlar yaşayabiliyorsunuz başörtülü bir dansçıysanız. Ama bunun yanı sıra da bu evreyi aşabildikten sonra da oluşan farklı bir durum vardı. Bu da yine çok ilginç bir şekilde kendi adıma Sakarya’dan başka bir yerin bunu daha da çok kaldıramayacağıdır. Çünkü en azından çoğunluğu daha dini olgulara sahip bir yer olan Sakarya’da bir süre sonra bu daha çok normalleşebiliyor fakat daha modern gözüyle bakabileceğiniz şehirlerde de aynı bakış açısını hissedebildiğinizde şaşkınlık yaşayabiliyorsunuz. Toparlamak gerekirse bu zaten çok çok genel bir norm açıkçası yani bunu yerele de mal etmek doğru değil diye düşünüyorum. Genel olarak dini kavramlarla sanat, müzik ve dans aynı anda olamaz gibi yanlış bir bakış açısı var. Bütün bunların dışında Gürcü kültürünü yaşamak ve yaşatmak istemekle dini yaşam biçimimizin bir ilgisi ya da bir engeli olduğunu düşünen bir insan hiç değilim. Kendi adıma da bir nevi bu konuda dava olarak benimsediğim, değiştirmek için uğraştığım şey budur diyebilirim. Kendi çapımda bir grup Gürcü kökenli insanın bakış açısını değiştirebilmek çok isterim. Değişenler de oldu ve en mutlu olduğum zamanlar belki de bunlar diyebilirim. Öncesinde eleştirilerine maruz kaldığım insanların takdirlerini duymaya başladığımda; artık yargılamak yerine gülen gözlerle baktıklarını gördüğümde doğru bir yolda olduğuma daha da emin oldum. Ben Gürcü’yüm, tercih ettiğim din bu, yaşamak istediğim stil bu ve yapmak istediğim şey elimden geldiği sürece kültürüme ait dansları edebilmek, öğrenebilmek, başka insanları da kültürümüze sahip çıkmaya teşvik edebilmek.

Miray Afşar: Türkiye de Kafkas-Gürcü danslarının gelişimi hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Büşra Aynacı:Daha umut vaat eden bir duruma ulaştığımızı düşünüyorum. Sanki bazı kaybedilen kültürel mihenk taşlarının, bilgilerin, bilinçlerin tekrardan elde edilebileceğine dair bir umut bir istek var gibi değerlendiriyorum. Özellikle farkındalık oluşmaya başladı bana göre. Önceden Gürcülüğünü, geldiği yerin neresi olduğunu unutmuş insanlar, artık yaşanılan tarihsel sürece karşı bilinçlenmeye başladı. Yani bazı yanlış gidişatların değişmesi gerekiyorsa bunun düzelmeye başlaması gereken ilk noktalardan biri de asıl ait olduğumuz dansları bilmek, öğrenmek, yaşatmak diye düşünüyorum. Yine kendi yaşadığım çevreyle bu konuyu ele alacak olursak Sakarya ve hatta Hendek çok yoğun bir Gürcü nüfusa sahip bir bölge fakat uzun bir süredir dans ve müzik konusunda istikrar sağlayamamış ve bu kültüre bu anlamda sahip çıkamamıştır. Geçen sene faaliyetlerine hızlıca başlayan Sakarya Kartvel Gürcü ve Laz derneği bu bağlamda birçok yapılan yanlışa bir nevi devrim niteliğinde bir cevap vermeye çalışıyor diyebiliriz. Artık Sakarya’da bazı yanlışların düzelmesi gerektiğine karşılık, Gürcü ve Laz kültürüne sahip çıkmak adına ve her şeyden önce de bu kültürünün nesillerden nesillere de aktarılabilmesinin en önemli dayanağı olan gençlere, çocuklara bunu aşılamak adına çalışmalara samimi ve çıkarsız bir istekle başladı diyebiliriz. Bu anlamda daha küçük yaştaki gençlerin daha şanslı olduğunu düşünüyorum; çünkü ben onların şu anki yaşlarında böyle bir olanağın olduğu yerde büyümek isterdim. Fakat benim kültürüme ait alabildiğim kadar bilgileri edindiğim tek dayanak babaannemle aynı evde büyümüş olmaktı. Fakat artık Sakarya’da gençlerin bu konuda örnek görebildikleri bir çatı var ve geleceğin tohumu çocuklar olduğu için onların sağlam bir bilinçle büyümesi demek geleceğin daha doğru olduğunu gösterir. Şu anda Sakarya’da en başta Mustafa Kolat olmak üzere yönetimin, üyelerin tutumu ve tabi ki Ziya Serkan Doğan’ın emekleri ve kendi bilgilerini aktarmasıyla Gürcü dansları son derece umut vadeden bir noktada artık diyebilirim. Bunun bir parçası olmaktan da gurur duyuyorum. Bundan bir sene önce Gürcü bir genç birey, kendi danslarını öğrenmek istediğinde Sakarya’da gideceği hiçbir kapı yokken artık bir derneğin var oluşu hatta orayı ikinci bir ev gibi benimsemek bence birçok anlamda büyük bir adımdır. Kendi adıma da en azından bulunduğum yerelde, bu dernek ve bu dans grubu bünyesinde daha da güzel gelişmelerin olmasını temenni ediyorum. Yerel bağlamda Gürcü Danslarının gelişimini olumlu buluyorum ve heyecanla sonuçlarını bekliyorum diyebilirim. Ve bence herkes kendi yerelinde bununla ilgili adımlar atmalı ki bu şekilde tümüyle bir olunabilsin. Umarım artık Türkiye’de Gürcüler dilini, dansını, müziğini bilerek yaşamaya devam eder ve bu yaşam şeklini her şeyden önce gelecek nesillere de aktarır. Çünkü en önemlisinin bu olduğuna eminim. Teşekkürler..
Miray Afşar: Söyleşinin sonuna geldik. Bize zaman ayırdığınız için
Teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.


























