HERKES KENDİ VİCDANIYLA YÜZLEŞECEK

Yazdı
Umuyorum yazarken tekrara düşmem, bildiğiniz şeyleri başka bir biçimde dile getirmemeye özen göstereceğim. Zira bugüne kadar düzenin böyle gitmeyeceğini söyleyenlerin, yazanların sigara sağlığı zararlıdır gibi bir kamu spotu olarak görüldüğünü ve duyulmadığını insanların eylem biçimlerinden kavrıyorum.
Pandemi en basit haliyle “bu evrende tek başına yaşamıyorsun. Sana da bulaşabilirim” dedi.
“Grip gibi, ben kiramı ödüyorum, ben çocuğuma ders aldırıyorum.” gibi uzayıp giden ben üzre bir liste yapılabilir. Bu ben/cilik insanlık tarihi kadar eski ama hiç eksimeyen bir şey daha varsa bunun ahlakdışı da olduğudur. Bu kelimeden (ahlakdışı) yola çıkarak “ahlaksız”lıkla suçlandığım ya da manipüle ettiğim düşünülmesin. Keza birine ahlaksız demek için doğru ve yanlış davranış arasındaki farkı bildiğini varsaymak gerekiyor. “Neye doğru, neye yanlış diyoruz?” diye liberalleşmeyeceksek tabii.
Sürecin psikolojilerimizle, gündelik sorunlarla ilgisi olduğu kadar varolmak, ahlak ve akıl yürütmelerle ilgisi var. Sürecin bütününe bakınca ahlakdışı olduğu çok berrak.
Etik, insan davranışlarının ilkeleri ile ilgili ama ahlak bunun uygulanmasıyla bağlantılı. Kimse hayatını etik olmadan sürdüremez. Ama her gün ahlaki tavırlar içine girer. Kararlar alırken bir kesimi ilgilendirmiyormuş gibi gelebilir. Oysa bu “ötekini” de ilgilendiriyor. Erken kalkmaya karar verdim gibi bir önermeden bahsetmiyorum. Şu durmadan insanı hiçleştiren iktidarın tutumundan bahsediyorum.
Her durumda ahlakdışı tutum benimseyen -yaptık oldu- faşistliğinin insanlara ne yaptığını görmesini beklemiyorum zaten. Bunu görüp de zorbaya sessiz kalan ve gemisini yürütene çığlığım.
Muhalefet olduğum için önyargılı görülebilirim. Doğal çünkü olguların olmadığı yerde önyargılar vardır. İktidar yanlıları gibi bilişsel olarak çarpıtılmamış olgulardan bahsediyorum.
Kararları alan olmak kişiye seçim hakkı verir. Seçimin olmadığı yerde ise ahlak olmaz. Bana hiçbir tercih hakkı tanınmaz ise beni de ahlaki temelde kimse eleştiremez. Hırsızın suçu yok şu saatten sonra. Kimse de yavuz ev sahipliği yapmasın. Ülkenin yarısı istenmeyen misafir gibi koltuk kenarında oturuyor.
Başkasının kontrolü ile karara uymak yerine isyan da edebilirdim. Eden insanlar da zaten oturanların bedelini ödüyor malesef.
Ahlakdışı bulmayan vicdanlı mı buluyor peki bu bitmek bilmeyen yılları?
Öyleyse herkes kendi vicdanıyla yüzleşecek.
İşim gücüm rastgitsin diyen tarafsızlara diyecek hiçbir şey yok. Istesin/ istemesin nihai kararı etkileyecek.
Ahlaki tutum takınmak bir tercihtir. Kötücül düşünürsem modern çağın ortasında göbeğini kaşıyarak oturan bir dönem insanı olunur. Bu da onlara istediği kadar böğürebileceğinin hakkını verir.
Ama tarafsız/nötr/eylemsiz davrananlar bilsin ki yaşıyor olmak bile bir ahlaki tutum takınmaktır. Tarafsız da olunur ama çoğu kez faşist bir iktidarın seçimlerinde tarafsız ya da belirsizler sayesinde kazanılır.
Boşa akıl yürütmeler, tahminler, korkular.
Ahlaki akıl yürütme de doğru eylemin keşfi içindir. Erki elinde tutma heveslileri acilen hassas bir terazi edinsinler.
Bizim mahallede zaten öteki olanı, bir kez daha ötekilestirmesin zahmet olacak.
Hadi bencil olunduğunun yargısını da bir kenara bırakıyorum. İnsan doğası zaten tatmin ve haz oldukça bencillik sürecek. Bu pervasızlığa ön kabul mu gerekli, boş verelim mi? Hayır, en azından kişisel taleplerimizde uzlaşmaya gidebilirdik.
Uzlaşma nasıl olur?
İletişimle.
Peki kiminle iletişim kuracağız biz? Muhattabımız kim yani?
Adalet duygum öylesine zedeliyor ki bana gündelik yaşamda seçenek kalmıyor. Birine bunu hak görmek de ahlakdışıdır. Bu zedelenme duyarlılığımı derinleştiriyor, hataya düşüyorum kendimi paranteze alırken.
Adil mi şimdi sadece birilerinin karın tokluğu?
Kendimizi salt korkuya öylesine bırakmışız ki cesaret ne artık hatırlamıyoruz bile.
Efendim yazınca elime ne geçiyormuş?
Senin yerine bile korkularına baş kaldırma onurunu yaşıyorum diyelim.
Korku, beni anlamadı histerileri, konfor, modern dünya çöplüğü vs. özel hayatının her yerine sirayet etti, inanılmaz. İyicilik ilkesini gözetseydik insan kendine, duygularına, iyi hissettiğin zamanlara, dostuna, çocuğuna, sevgilisine, eşine, komşusuna, aynı ülkede yaşadığı insanlara bu kadar vurdumduymaz olmazdı.
Insanlık falan demiyorum, iri cümle olur.
Yasalar sadece belli insanlara işliyor.
Çünkü karşılığında aldıkları bir reaksiyon yok. Olsa da bunlar sızlanma, söylenme falan. Terörist söylenmesi ama. Güç ellerinde, peşinden gidenler de güç sevici. Ikili ilişkilerde bile böyle güçlü olan hayatta kalıyor değil mi? Ama akılda olsun işte tahakküm orada! zorbalığın başladığı yer orası. İlk bozgunda meydanı terk edenleri sınırlarınıza almayın lütfen. Bırakın kırıldıkları ile kalsınlar. Çünkü dışarıda boğazına yapışarak aldıkları özgürlük, size gelince çölde var olmaya dönüşüyor. Özgürlük sıkıyor herhalde. Saçma şeyler konuşup soruyorlar. Sanırım özgürlüğünü gasp etmediğiniz için. Bu kadar özgürlükle ne yapacaklarını bilmiyorlar çünkü özgürlük ne bilmiyorlar. Yargı dağıtın anlaşılmak kolaylaşır.
Sartre der ki: “ Nihai kötülük, somut olanı soyut yapma yetisidir.”
Ustalığımız oldu.
Şimdi tam kapanmada insanların sınanacaklarını düşündükçe utanca boğuluyorum.
Sırf iktidar sorunları çözemiyor diye sorunlar buhar olup uçmuyor.
Evet, yaşadıklarımızı geçmişe yönelik değerlendirebiliriz ama geleceğe doğru da sürdürmek zorundayız. Hatalarımdan ders çıkarabilirim, fikirlerimi değiştirebilirim ama yapılanı yapılmamış sayamam.
Genel kanıları ortaya atmak işimize gelmeye başladı.
Anlama, anlaşılma, sevilme, şefkat, dayanışma gibi temel şeyleri birine açıklarken rasyonel gerekçelere ihtiyacım da yok aslında. Aç birinin sorunu yemek yemenin gerçekliği ile ilgilenmek değil yiyecek bir şey bulmaktır. Sevmek, sevilmek de böyle olağandır. Bu da gasp edildi.
Bunca duygu yoksunluğu ya da samimiyetsizlik… İşte bu ahlakdışı değil insanlık dışıdır.
Hayatım adına, geleceğim adına karar vermek istiyorum artık. İnsanları nesneleştirsek bile karar mekanizmalarını böyle çökertemeyiz. Olabildiğince maskesiz yaşamak dileğim, denge içinde.
Herkesin bu kadar dediği bir sınır vardır. Merak edilecek bir şey yoktu aslında pandemi sürecinde kendin dışında birini düşününce yine o yalnız ve ulvi ruh olacaksın. Korkmayın herkesin girilmeyen bir odası vardır, ben diyenlerin odaları ise çok dağınık.
Hayal kırıklığı yaşıyorum artık. Muhattaplarına söylemiyorum bile farkında değiller ki sorumlu olsunlar.
Bugün esnaf “Abla tam kapatma gelirse ben kaldıramam bir kez daha. Ne yapayım?” diye sordu. Serzeniş değil, gerçekten sordu.
Utanç duygumla beraberiz, evde denemeyin ağırlığı var incinirsiniz.
Ferit Edgü’nün sözüne sığınıyorum.
“Cahilde eksik olan akıl değildir, kurnazdır o. Cahilde eksik olan ahlaktır.”



























