(Bu paylaşım da okunacak ve tıklanacak kıymette değil, vakti kıymetliler için)
Mandallar çamaşır ipine tutunup kalmış oracıkta. İnsanlar kalamamış. Çünkü insanların ayakları var onları huzursuzluklara taşıyan… Belki kimse yok artık o pencerede yaşayan.
Belki Mustafa da beklemekten usanmıştır ummaya ummaya. Takati de yok zaten ağlamaya.
Cavit, Samatya’da kokmuş bekleye bekleye ölmekten Feride’yi, meyhane bulaşıkhanesinde.
Nuri’yi metruk bir binanın içinde bir köpekle konuşurken görmüşler. Konuşa konuşa bekler dururmuş karyola sesini paylaştığı Hacer’i. Boşuna…
Kötü ki mandalların tutunduğu ip de yorulacak.. Beklemek güzel şey. Ummadan beklemek.
Bunları anlattı bana bisiklet tamircisi Tarık. Tarık’ın kirasını çok artırmış ev sahibi. Çocuklar ışıklı camlara bakmaktan bisiklet bozmuyorlar artık dedi. Tosya’ya döneceğim dedi. Orada bir baraka vardı on yıl önce. Filiz’i gömdüğü tarlanın başucundaymış. Filiz’le konuşa konuşa ölürüm dedi.
Çok beklettim onu.
… Arabayı çalıştırıp tam ayrılırken oradan, bir yaşlı kadın arabanın camını tıkladı. Camı açtım. Bekleme, git dedi. Git yeşilleri, alları öp dedi. İçinde kalanları öp.
Ne yapacaksın dedi mandalları?




























