Kedilerin nasıl yazdığını biliyorum.
Siz nasıl yazıyorsunuz?
Her yaratıcının yazarken olabildiğince yoğunlaştığı doğrudur. Bu sürece giren yazarların şaşırtıcı ritüelleri vardır. Kimi durmadan kahve içer, kimi çekmecesinde çürüttüğü elma kokusuna tutunur. Kirli çorap kokusu olmadan yazamayanlar da vardır. Alkolün hainliği de algıları boyutlandıran bir etkendir bazıları için. Evet, uzatmaya gerek yok. Ne kadar şair, yazar varsa o kadar da yazma ritüeli vardır. Hepsi yazabilmenin ön koşulu olan yoğunlaşmayı sağlamak içindir. Sonrasında düşlemek gelir. Düşlemek, zihinsel bir çalışma, zihinsel bir fırtınadır. Bildiğiniz her şeyi anımsarsınız. Anımsadıklarınız ne kadar çoksa o kadar sözcük dökülür önünüze. Bir kaos oluşturur bu. Konuyu, oluşturmak istediğiniz tema’yı saptar, buna uygun sözcükleri seçer, onlarla oluşturacağınız bağdaştırmaların peşine düşersiniz. Böylece düş kurduran bir şiir (metin) oluşturabilirsiniz belki.
Herkesin bildiği olayları, olguları, durumları, nesneleri betimlemenin; “Şunu, şunu, şunu da yap.” demenin yaratıcı bir önemi yoktur. Çünkü böylesi bir tutumun yaratıcılıkla hiçbir ilişkisi yoktur.
Yazılanların çoğu, bu konuda yeterince düşünülmediğini gösteriyor.
Bence, düş kurduran bir şiirin nasıl yazılacağını düşünerek işe koyulmalı her şair. Düş kurduran şiirler yazmalı.
Unutmamalı.”İmge, düş kurdurur.”





















