Tesadüf Etkisi
Hasan hoca…
İstanbul Başakşehirde 4500 mevcutlu bir okulda öğretmenlik yapıyor. Şu anda Haziran ayı seminerlerine katılmak için ikimiz de aynı okuldayız. 65 yaştan emekli olmasına üç yıl kalmış. İki kere evlenmiş, boşanmış; çoluk çocuk, torun sahibi. Neredeyse tüm aile üyeleri(Sinop’taki oğlu-kızı dışında) Almanya’da yaşıyor. O da bir dönem Almanya’da yaşamış ve bir süre sonra orada yaşamak istemediği için Türkiye’ye dönmüş. Şu anda tek başına 2+1 sıfır bir evde, günümüz koşullarına göre oldukça uygun bir fiyata kiracı olarak kalıyor. Sinop/Türkelili. Türkeli merkez ve ilçeye bağlı köyünde dayalı döşeli evleri var.
Ben bu sene Sinop’un Türkeli ilçesine tayin istedim ve geldim. Aslında tercih ettiğim okulu, Hasan hoca da tercih etmeyi düşünmüş ve sonrasında vazgeçmiş. Eğer vazgeçmemiş olsaydı şu an geldiğim okulda benim yerime o çalışıyor olacaktı. Hatta yazdığım okulu Sinop’ta annemlerin komşusu olan bir şahıs da yazmış, ben bu okula atandığım için o, puanı benim puanımdan biraz daha az olduğu için benim geldiğim okula gelemedi. Yani ben tercih etmesem büyük ihtimalle annemlerin komşusunun akrabası gelecekti. Çok ilginç bir durumla karşılaşmıştım ve “Vay be, tesadüfün böylesiyle daha önce hiç karşılaşmamıştım!” diyerek mırıldanmıştım.
Kısa girişten sonra şimdi asıl mevzuya gelelim.
İki bin on üç yılında Hasan Hoca’nın beyinde aniden pıhtı atar, hemen hastaneye kaldırılır, tedaviye alınır fakat Hasan Hoca bu olay sonrası konuşma yetisini kaybeder; öncesinde Türkçe, Almanca ve Gürcüce bilen Hasan Hoca Türkçe konuşulanları anlar fakat konuşamaz olur. Bir dilde yazı yazmak bir yana imza bile atamaz. Hatta, hastanede uygulanacak olan tedavi için imza atması istendiğinde ancak eliyle kalemi tutup bir çizgi çizebilir. Almanca konuşması ve yazması, Gürcüce konuşması ise tamamen yitip gitmiştir. Bu durumda öğretmenliğe daha fazla devam edemeyeceğini düşünerek emeklilik hazırlıklarına başlar. “Dur!” der okul müdürü Celal hoca.
“Sana bu sene birinci sınıfları vereceğim, onlarla beraber konuşmayı, okuma ve yazmayı öğreneceksin!”
“Nasıl olur?” diye yanıtlar müdürü. “Daha ben konuşamıyorken nasıl olur da çocuklara okuma yazma öğreteceğim, ders anlatacağım?”
Hasan Hoca çocuklarla beraber e, el, Ela… demeye başlar. Çocuğunun durumunu soran velilere ise el kol hareketleriyle, yüz ifadeleriyle, homurtularla yanıtlar vermeye çalışır. (Bu arada, Hasan Hoca’ya, “Senin durumunu bilen öğrenci velilerinin sana ve müdüre karşı tepkileri nasıl oldu?” diye sorduğumda, sorumu, Durumumu fark etmediler bile.” şeklinde yanıtladı.
Her neyse, bir sene sonunda okuma yazmayı ve konuşmayı öğrenir. Hasan Hoca bunları anlatırken ben de “Helal olsun okul müdürüne, resmen senin hayatını değiştirmiş!” dedim. Okul müdürü, üzerinde hissedebileceği veli ve bürokrasi baskılarını da hesaba katarak bir risk almış ve sonunda aldığı risk sonrası Hasan Hoca bir yıl içinde, eskisi kadar düzgün olmasa da çatır çatır okumaya ve yazmaya başlamıştır.
Bunları aramızda konuşurken, diyaloğumuzun gerçekleştiği gününün bir gün öncesinde okuduğum bir kitaptaki (Gece Yarısı Kütüphanesi) alıntıları anımsadım. Şöyle diyordu:
“Her yaşam milyonlarca seçim ihtiva eder. Kimi büyük, kimi küçük. Fakat bir kararın yerine başka bir karar geçtiğinde bütün sonuçlar değişir. Dönüşü olmayan bir sapma gerçekleşir ve bu da başka sapmalara yol açar.”
“Yaptığın farklı seçimler farklı sonuçlara yol açar. Tek bir şeyi bile farklı yapmış olsan, farklı bir yaşam öykün olacaktı.”
Evet Hasan hocaya o okul müdürü etki etmeseydi, neler yaşayacağını bilemeyiz ama her şey bambaşka gelişecek, bambaşka bir yaşamı olacaktı. Ben de tesadüfen burada değil miydim? Ve her birimiz tesadüfen dünyaya geldik ve yaşıyoruz. Tesadüfler, hayatımızı bazen nasıl da belirliyor öyle değil mi?





























