( Söyleşi: Ülkü Aydın Küçük )
Pınar Partanaz: “Yalnızlık Bir Zayıflık Değil, Bilinçli Bir Tercihtir!”
Bir Sessizlik Anı: Ressam Pınar Partanaz ile Bireysel Özgürlüğün Tuvallere Yansıyan Hikayesi
Sanatın gürültülü dünyasında, izleyiciyi dingin bir içsel yolculuğa davet eden özel bir isimle beraberiz. Dokuzuncu kişisel sergisi ‘Bir Sessizlik Anı’ ile sanatseverlerin karşısına çıkan Pınar Partanaz, figürlerindeki o vakur yalnızlığı ve cumhuriyetin bize sunduğu en büyük hediyelerden biri olan “kendine ait bir alan kurabilme” özgürlüğünü tuvallerine taşıyor. Botticelli’nin zarafetinden ilham alan, psikoloji ve tarihle yoğrulan bu derinlikli sanat pratiğini; çocukluk yıllarından atölyesinin mahrem sessizliğine kadar uzanan bir çizgide siz, www.gurcuhaber.com okurları için, kendisinden dinledik. İşte sessizliğin sesini renklerle duyan bir sanatçının ilham dolu hikayesi…

- Yeni serginiz için sizi yürekten tebrik ederiz. Sanat yolculuğunuza aşina olsak da okurlarımızın bu üretim sürecinin arkasındaki ismi daha yakından tanımasını istiyoruz. Sanat pratiğinizi şekillendiren temel motivasyonlarınızdan ve kendinizi bir sanatçı olarak nasıl tanımladığınızdan bahsedebilir misiniz?
Pınar Partanaz: Çok teşekkür ederim. Sanat pratiğimi şekillendiren temel motivasyonum tutku ile çalışmak, disiplin, gözlem, bilgiyi içselleştirmek ve yalnız kalabilmek. Kendimi, insanın kendi alanını kurma çabasıyla ilgilenen bir ressam olarak görüyorum. Figürlerim çoğu zaman yalnız ama bu yalnızlık zayıf değil; aksine bilinçli bir tercih. Resimlerimde, birinin kendi içinde kalabilme gücünü araştırıyorum.
- Sanat yolculuğunuzun temellerine inecek olursak; aldığınız akademik eğitimin bugünkü üslubunuza katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Resim sanatıyla olan ilk temasınız ve bu disiplini bir yaşam biçimine dönüştürme kararınız nasıl gelişti?
Pınar Partanaz: Resim sanatıyla ilk temasım çocukluk yıllarıma dayanıyor. İlk olarak İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde aldığım sanat eğitimi dünyayı farklı bir şekilde algılamamı destekleyen ve beni özgürleştiren bir rehber oldu. Özellikle desen konusundaki disiplinimi ve sevgimi buradan aldım. O zamanlardan bu disiplini yaşam biçimine dönüştürme kararı aldım. Sonrasında lisans yıllarımda bu süreç farklı açılarla çeşitlendi. Yüksek lisans döneminde portre üzerine, Sanatta yeterlikte ise çağdaş figüratif resim ve mekân üzerine eserler ürettim.
- Bu sergi, sanat kronolojinizde kaçıncı durağı temsil ediyor? Bunun yanı sıra, eserlerinizin ardındaki temel kavramsal çerçeveyi ve bu koleksiyonun izleyiciye anlatmak istediği o özel hikâyeyi bizlerle paylaşır mısınız?
“Bir Sessizlik Anı” adını verdiğim bu sergi 9. kişisel resim sergim oluyor. Temelde kişisel alanın insan hayatındaki önemiyle ilgileniyorum. Bu sergide ise cumhuriyetin kazanımlarından biri olan bireysel özgürlük sayesinde sessiz olabilmenin verdiği özgürlük hissini vermeye çalıştım. Özgürlüğün olmadığı yerlerde sessiz ve başına buyruk yaşanamayacağı hatta kendine ait bir alanın bile olamayacağı bir dünya ile karşılaşırız.
- Bir eserin ilk taslağından son dokunuşuna kadar geçen o sancılı ama tutkulu süreci nasıl tarif edersiniz? Atölyenizdeki çalışma atmosferi, eserlerinizin ruhuna ve fırça darbelerinize nasıl yansıyor?
Pınar Partanaz: Her resmin ayrı bir yaratım süreci var. Bir eser belki bir oturuşta bitebilirken, bir diğerinin yapım aşaması 2 yıl sürebiliyor. Gerçekten sizin de dediğiniz gibi sancılı ama tutkulu bir süreç. Atölyemde dünyadan soyutlanarak çalışmam sayesinde kendi ruhumu resimlerime yansıtabiliyorum.
Sanat tarihinden beslendiğiniz özel bir dönem veya üslup var mı? Güncel dünyadaki değişimler —teknoloji, doğa veya toplumsal olaylar— tuvalinizin başına geçtiğinizde size ne kadar ilham veriyor?
Çocukluğumda beni çok etkileyen sanatçılardan biri Botticelli. Melankolik ruh hallerini yansıtışı ve zarif çizgilerinden çok etkilenmiştim o yaşlarda. Bununla beraber koca bir sanat tarihiyle yoğrulduğumuz için önümüzü aydınlatıp ufkumuzu açan sayısız sanatçı oluyor. Bazılarıyla dost bazılarıyla akraba gibiyiz. Kurt Schwitters ile dost, Elizabeth Peyton ile akraba gibi olabilirim. Daha çok psikoloji, doğa ve tarihten ilham alıyorum.
- İzleyicinin eserlerinizin karşısında durduğunda hissetmesini istediğiniz baskın bir duygu var mı? Eserin sanatçıdan çıkıp izleyiciyle buluştuğu o anı, bir ‘tamamlanma’ süreci olarak mı görüyorsunuz?
Pınar Partanaz: İzleyicinin güncel hayatından karmaşasından uzaklaşmasını istiyorum. Genelde sergilerimde gözlemlediğim şey izleyicilerin her birinde her resmin farklı bir duygu uyandırması ya da anılarını canlandırması. Doğrusu bu çok hoşuma gidiyor ve kendim resmi anlatmak yerine onlarda açığa çıkan hikâyeyi dinlemek keyifli bir durum.
- Sanat yolculuğunuzda henüz keşfetmediğiniz veya denemek istediğiniz farklı disiplinler ya da materyaller var mı? Önümüzdeki dönemde sanatınızı nerede görmeyi hayal ediyorsunuz?
Pınar Partanaz Daha önce sanatta yeterlik döneminde serigrafi dersi almıştım. Fakat çok detaylı bir teknik olduğu için unuttum. Onu tekrar denemek isterim. Bununla birlikte çini, minyatür ve heykeli de denemeyi düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde sanatımı müze ve koleksiyonlarda görmeyi arzuluyorum.
- Son olarak, sanat yoluna yeni çıkan ve kendi dilini oluşturmaya çalışan genç yeteneklere, kendi deneyimlerinizden süzülen en temel tavsiyeniz ne olurdu?
Pınar Partanaz: İç seslerini dinlemeleri. İyi bir dinleyici (gözlemleyici, okuyucu) olmaları. Bakalım sanat tarihinin o derin katmanlarında kimler onlara neler diyecek. O denilenlerden hangileri onlara yakın gelecek. Hangi kapılardan girip hangi odalara, hangi dönemlere ve hangi şaheserlere çıkacaklar. Her zaman bu merak duygusunu içlerinde barındırarak kendi özgün çizgilerini bulmalarını tavsiye ediyorum. Hep onları ileriye götürecek yolu seçsinler ve birbirlerine destek olsunlar. Çünkü bir toplum ancak bu şekilde yükselebilir.
Pınar Partanaz ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, sanatın sadece teknik bir beceri değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Sanatçının ‘kendi sesini dinle’ çağrısı, sadece genç yetenekler için değil, hayatın karmaşasında kendi sessizliğini arayan herkes için bir rehber niteliğinde. Eserlerindeki o bilinçli yalnızlık, aslında modern insanın en çok ihtiyaç duyduğu “kendi içine dönebilme gücünü” temsil ediyor. Koleksiyonlarda ve müze duvarlarında görmeyi dilediğimiz bu özgün imza, sessizliğin en görkemli halini bize sunmaya devam edecek gibi görünüyor.
Resim sanatini sevenler, acele edin: Sergiyi mutlaka ziyaret edin. 28 Mart 2026 tarihine kadar Arthan’da.


“Sergiyi mutlaka ziyaret edin. 28 Mart 2026 tarihine kadar Arthan’da.”

























