Erdoğan Şenol
Önceki yüzyılları araştırsanız, görürsünüz ki İslam dini soyadını reddeder. Bu nedenle Müslüman toplumlarda insanlar falancanın oğlu filanca diye tarif edilirdi. 1934’te Atatürk Soyadı Kanunu’nu çıkarana kadar Türk toplumunda soyadı yoktu. Biz Gürcülerde durum farklıydı, ama Müslüman olunca biz de onlara benzedik. Nasıl mı?
Gürcülerde eski çağlardan beri soyadı geleneği vardı ve bunların ekseriyeti kendi dillerinde -dze, -şvili, -ia, -ua, -ava, -uri, -uli, ulia, -iani gibi son eklerle biterdi. Bu soyadları yani “gvari” genelde ya bir kişi adından, ya da bir yer adından gelirdi, ancak atalardan birinin icra ettiği meslekten gelen soyadları da vardı.
Tao, Klarceti, Açara ve Samtskhe’de yaşayan Gürcüler diğer bölgelerde yaşayan Gürcüler gibiydi. Bu bölgeler 16. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirildi.
Bazı yerlerde istisnaları olsa da (Savaneti’nin Ubatono Svaneti denen kesimi gibi ve feodallerin etki edemediği bazı başka dağlık alanlarda feodal sistem etkili değildi) Gürcülerde serflik sistemi yani feodal sistem vardı. Gürcü feodal sistemi Gürcistan dışında Kuzey Kafkasya’ya da etki ediyordu. Feodal sistem, Gürcistan’ı işgâl eden Çarlık Rusya’sı tatafından 19. Yüzyılda lağv edildi. Feodal sistemle ilgili bu kısa bilgiden sonra konuya dönelim.
- Yüzyılda Osmanlı sınırlarına girmiş olan Gürcü topraklarında önce feodaller dinlerini ve isimlerini değiştirdiler ve eskinin tavadi ve aznauri unvanlı Gürcü feodalleri bu sayede toprak sahibi yöneten sınıf olmaya devam ettiler. Osmanlı döneminde bunlara Türkler tarafından artık Bey ya da Paşa deniyordu. Osmanlı döneminde yeni beyler de türedi tabii. Eskinin tavadi/aznauri gibi unvanlar taşıyan feodal ailelerinin bazıları Gürcü soyadlarını kullanmaya devam ettiler, bazıları soyadlarını artık kullanmıyordu.
Eskinin serf kesimi dediğimiz köylü sınıfın ekseriyeti, gvari dediğimiz Gürcü (Gürcü veya Megrel-Laz) soyadlarını Müslüman olduktan sonra terk etti. Nedeni yukarıda söylediğim gibi Müslüman olmalarıydı. Yeni dinlerine girdikten sonra, diğer Müslümanlar gibi yapmaları gerektiği onlara vaaz edildi. Yani onlara İslamı anlatan hocalar, “soyadlarınızı bırakacak, eskiye ait pekçok şeyden de vaz geçeceksiniz” dediler. O zamanlar Müslüman olmak bunu gerektiriyordu. Aynı şekilde “Artık kendinize millet olarak Kartveli de demeyeceksiniz, Kartveli Ortodoks Hıristiyan Gürcü demektir, sizler eskiden Kartveli idiniz, artık değilsiniz çünkü Müslüman oldunuz” dediler, onlar da inandı. Bu günün bakışıyla bunu anlayamayız. O zaman din ve millet eşdeğerdi. Din ve milletin eşdeğer tutulması karşı taraf için de geçerliydi, örneğin Katolikliğe geçen Gürcüye artık Kartveli yerine sırf mezhebi nedeniyle Prangi (Fransız demektir, dönemin öncü Katolik ülkesi Fransa’ydı) diyorlar, Müslümanlığa geçen Gürcüye de Kartveli değil dini nedeniyle Tatari (Müslümanların öncüsü Türkler olduğu için) diyorlardı. O zamanın dünyası böyleydi. Müslüman hocalar İslam’a giren Gürcülere eskiden Kartveli idiniz, şimdi Müslüman oldunuz dediler ama Türksünüz asla demediler. Gürcüler de artık kendini hep Müslüman olarak tanımladı, dilleri Gürcüce olduğu için de artık Hıristiyanlıkla eşdeğer tuttukları eski Kartveli millet adını bırakıp kendi aralarında Gürcüce konuşurken Çveneburi kelimesini kullanmaya basladılar (Bu terimi Türkçe konuşurken kullanmıyorlardı).
- Yüzyıldan itibaren yavaş yavaş eski soyadlarını kullanmaktan vazgeçtiler. Tabii ki yerine yeni bir soyadı gelmedi. Müslüman olup soyadlarından vazgeçen Gürcülerin birçoğu nesiller sonra dahi eski soyadlarını hatırlıyorken, bazı aileler aktarmadığı için onların torunları unuttu.
Soyadlarını terk ettikten sonra insanlar, kendilerinden önceki Müslüman toplumlardan öğrendikleri şekilde, falancanın oğlu filanca diye kendilerini tanımladılar. Eskiden aynı dedenin Gürcüce soyadından gelenler; bu kez Müslüman olan babalarının adını veya yine babalarının bir özelliğini lakap olarak kullanmaya başladılar. Büyük dedeleri bir olan mesela Veli adında birinin çocukları Velioğlu, mesleği değirmenci olan kardeşin çocukları Değirmencioğlu, kambur bir kardeşin çocukları Kamburoğlu, Memiş adındaki kardeşin çocukları da Memişoğlu oldu, sonra Memişoğullarından biri bir adamı vurdu diye Delimemişoğlu dediler ve o da böylece ayrıldı. Bu süreçte iki kuşak sonra bunlar da kendi içlerinde bölünüp söylediğimiz yeni alışkanlık çerçevesinde yeni lakaplar aldılar. Bu lakaplar -oğlu sonekiyle biterken kök olarak bazıları ad, bazıları Türkçe kelime, bazıları da Gürcüce bir kelimeydi. Osmanlı döneminde Gürcülerin bu kullandıkları, soyadı değil lakaptır. Bu lakaplarla Anadolu içlerine göç ettiler. 1934 senesinde Soyadı Kanunu çıkınca da bir daha bölündüler. Bazıları o lakapları soyadı olarak yazdırırken kardeşleri veya amcaoğulları, birçoğu uydurma yeni soyadlar aldılar. Tabii ki hepsi de Türkçe olmak zorundaydı. Türkiye’de ulus devletin inşa edildiği bu dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi onlara Gürcüce konuşmayı bile yasaklamışken, bazı Gürcüler istemiş midir bilemiyorum, fakat isteyen olduysa dahi Türkçe dışında bir soyadı almayı düşünmek bile tehlikeli olabilirdi.
Geldiğimiz noktada farklı yerlerde birbiriyle alakası olmayan aileler 1934 sonrasında aynı soyadını taşıyabiliyor. Çünkü, meselâ biri Murgul’da yaşayıp babası Ahmet Ağa’dan gelen lakabı soyadı yaparken, Amasya’da yaşayan tamamen alâkasız başka bir Ahmet Ağa’nın torunları da dedelerinin lakabını soyadı yapmıştır.
Müslüman Gürcülerin Gürcistan’da kalan kesimi Sovyetler Birliği döneminde tarihi Gürcüce soyadlarını resmi olarak tekrar kullanmaya başladı. Eski Gürcüce soyadlarını unutmuş olanlar ise alakasız Gürcüce soyadlar aldılar. Müslüman Gürcüler, Sovyet döneminde adlarını da değiştirmeye ve İslam diniyle alakalı Arapça adlarının yerine genel Gürcü kültürünce kabul görmüş adlar almaya başladılar. Bu konuda şair Nazım Hikmet ve şair-yazar Pridon Khalvaşi arasında bir anı var: Gürcü yazarın adı doğuşta Khemid (Hamid’in Gürcü telaffuzu) iken adını Pridon olarak değiştirmişti. Nazım Hikmet Moskova’da görüştüğü Pridon Khalvaşi’ye neden adlarınızı değiştiriyorsunuz diye sorar? Pridon cevap verir; “Bunu söylediğine üzüldüm dostum. Biz adlarımızı değiştirmiyoruz, adlarımızı geri alıyoruz”.
Bu yazıyı yazmam eski Gürcü soyadını bilmeyenlere yardımcı olabileceğim anlamına gelmiyor, onun için de yazmadım. Eski soyadlarının terk edilişinin kısa bir hikâyesidir bu.























