Yıl 1984. Çalışıyorum, ama ev hâlâ öğrenci evi. Zemin Marley döşeli. Ninemin dokuduğu kilimleri yaymışım. Burası salonun en havalı köşesi. Minderin üstünde ninemin “posteki”si var. Yeşil minder kılıfı, turuncu kırlent yüzü, çiçek desenli perde; hepsini elde “makine dikişiyle” dikmişim.
Alacalı deri heybe eskiyince duvara süs olmuş. Başımın üstünde, kalorifer borusu dikkat çekiyor, orada bir kartpostal var; Suhişvili grubu dans ederken… Solunda nazar boncuklu tahta kaşık ve minyatür bağlama asılı. Ben de isterdim, duvara gerçek bağlama asayım, efkâr bastıkça indirip iki türkü havalandırayım. Olmadı. (Arkadaşım İlknur, evinin duvarına emanet bağlama asmıştı, sahibi gelip alacaktı. Eve hırsız girmiş, sadece bağlamayı alıp gitmiş.)
O yıllarda öğrenci evlerinin en kıymetlisi duvardaki bağlama ve kitaplıktı. Gerisi olmasa da olur. Netekim, yoktu bizim de. Yemekler küçük tüpte pişer. Önce çorba (tarhana) sonra makarna (ev eriştesi) sabrın kaldıysa bir de taze fasulye. Nefis mönü!
Buzdolabım yoktu. Tülay’la ortak bir çeviri işi yapmıştık, o parayla Hergele Meydanından 2. el mini buzdolabı ve kışlık kaban aldım. Sabah gazetesi kuponlarıyla Gülok Mini marka çamaşır makinesi de… Fotosunu buldum onun, Sahibinden’de satılıyor. 1900 küsur TL)
Buzdolabım çok kahır çekti. İlk görev yerine tayin olmuş kimlerin kimlerin işini gördü. Gitti ama hep geri geldi. En son pek gönülle vermediğim bir İç Anadolu şehrine gitti, bir doktor hanımın ilk tayinine eşlik etti. İşi bitince eşyalarla dönerlerken dolabı Ankara’ya bıraksalar diye rica etmiştim. (Manevi değeri önemliydi benim için) Doktor hanımın babasından garip bir cevap geldi: “Bi buzdolabı için beni uğraştırmayın, uğrayamam, zaten bozuk dolap!” Ben şok!
Yatılı okulda, yurtlarda dayanışmanın ekistırasıyla yaşamış insan olarak ilk defa böylesi bencil ve yüzsüz tutumla karşılaşmıştım. Tecrübe hanemde kayıtlıdır.
İlk koltuğum portakal sandığına minder dikmek suretiyle oluşturulmuştu. Fotoğrafta görülmüyor. Görünenler, gençliğin verdiği salakça neşe, umut, al rengin albenisi, biraz sonra çalacak kapının zilinden sonra ellerinde bağlamayla bu evi, saza söze doyuracak dostların muhabbeti!
Netice: Kırmızı olsun on kuruş fazla olsun!



























