JEOPOLİTİĞİN GÖLGESİNDE GÜRCİSTAN VE ABHAZYA MESELESİ
Son günlerde DEM Parti yöneticilerinin Abhazya İzolasyonuna Son İnisiyatifi temsilcileri ile görüşmesi sonrası, DEM Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan’ın konuya ilişkin sorunun tarihsel arka planına çok da vakıf olmadan yaptığı “Abhazya’ya yönelik antidemokratik uygulamalar ile ambargonun derhal kaldırılması” gerektiğine ilişkin açıklamaları şaşkınlık yaratmıştır.
Gürcistan ve Abhazlar arasında yaşanan sorunun tarihsel arka planını araştırmak, sorunun uluslararası hukuki durumuna ilişkin ilgili kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bu yazı kaleme alınmıştır.
Harita, Gürcistan içindeki Abhazya (çizgili alan) ve Güney Osetya (koyu sarı şeritli alan) bölgelerinin coğrafi konumunu gösteriyor. Abhazya, Karadeniz’in doğu kıyısında, kuzeyde Rusya ile sınırı olan stratejik bir bölgedir. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Gürcistan’ın bağımsızlığına karşılık Abhaz ayrılıkçı hareketi güç kazanmış, Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte Abhazya meselesi şiddetli bir çatışmaya dönmüştür.
Sovyetlerin Dağılması ve 1992–93 Savaşı: Sovyetler Birliği’nin çözülüşü ile Gürcistan bağımsızlığını ilan edince Abhaz ayrılıkçılarının bağımsızlık talepleri silahlı çatışmaya dönüştü. Gürcistan hükümetine karşı Rusya’nın daimi müdahalelerinin gölgesinde geçen bu savaşta yaklaşık 4.000 kişi öldü (yaklaşık 2.220’si savaşçı, 1.820’si sivil). Abhaz kuvvetleri, savaşı 1993’te Rusya desteği ile kazanınca, çoğunluğu Gürcü olan yaklaşık 230-250 bin sivil yurttaş bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Merkezi New York’ta bulunan ve uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan İnsan Hakları İzleme Örgütü, Abhaz güçlerini, Sukhumi başta olmak üzere Gürcü sivillere yönelik hak ihlalleri ve intikam saldırılarıyla suçlamış; bu uygulamaların Gürcü nüfusunu evlerinden “sürmek” amacı taşıdığını belirtmiştir. Tarafsız ve bağımsız bir kuruluş olan bir insan hakları örgütünün genel değerlendirmesi bu yöndedir.
1994-2007 Dönemi: 1993 sonrası Abhazya fiilen Gürcistan’dan ayrıldı; bölgeye BM ve AGİT barış gücü yerleştirildi. AGİT, (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), doğrudan ağır silahlı ve taarruz amaçlı klasik bir “barış gücü” ordusuna sahip değildir; bunun yerine çatışmaları önlemek, krizleri yönetmek ve barışı desteklemek için sivil ve gözlemci misyonlar görevlendirir.
Abhaz yönetimi, bağımsızlığını uluslararası hukuka rağmen ilan etti ve doğal olarak da uluslararası hukukta tanınmadı. Bu dönemde yerinden edilmiş yüz binlerce Gürcünün dönüş hakkı muallakta kaldı, karşılıklı sert milliyetçi söylemler devam edegeldi. Hatırladığımız kadarıyla sorun Türkiye’de yaşayan Abhaz ve Gürcü kökenli yurttaşlara da yansıdı.
2008 Savaşı ve Sonrası: Ağustos 2008’de Gürcistan-Rusya savaşı patlak verdi. Rusya, savaş sırasında Abhazya’ya büyük oranda asker sevk etti ve Gürcistan kontrolündeki son Abhaz bölgelerini ele geçirdi. Sonuçta 26 Ağustos 2008’de Rusya, Abhazya’nın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı. Ancak birçok ülke bu oldubittiyi kabul etmediler, aksine sert bir şekilde kınadılar. Dönemin ABD Başkanı Bush, BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunarak Abhazya ve Güney Osetya’nın hâlâ Gürcistan sınırları içinde kalması gerektiğini vurguladı. Aynı dönemde Gürcü Parlamentosu, Abhazya’yı “Rus işgali altındaki toprak” ilan eden bir karar kabul etti. Bu evre, bölgenin uluslararası statüsünü daha da tartışmalı hale getirdi.
Abhazya savaşı sonucunda oluşturulan fiili duruma rağmen, uluslararası alanda geniş bir mutabakat, Abhazya’nın halen Gürcistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğudur. 1993’teki BM Güvenlik Konseyi kararlarında Abhazya’nın Gürcistan’ın tescilli sınırları içinde kabul edildiği vurgulanmıştır. Yine 2008 sonrasındaki BM Genel Kurulu kararları, hem Gürcistan’ın egemenlik haklarını hem de yerinden edilenlerin dönüş hakkını onaylamıştır
Rusya’nın Müdahalesi ve Uluslararası Tepkiler: Rusya’nın Kafkasya politikasındaki tutum, Abhazya meselesinin merkezindedir. 1992–93 savaşında Rus ordusu bazı açılardan Abhaz ayrılıkçıları desteklediği yönünde uluslararası gözlemler bulunmaktadır. 2008’de ise Moskova doğrudan müdahil oldu; 25–26 Ağustos 2008 tarihlerinde parlamentosu, Medvedev’i Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanımaya çağıran kararlar aldı ve ertesi gün Rusya resmen tanıma kararını verdi. Bu adım, Batılı liderler tarafından “sorumluluk dışı” olarak nitelendirildi. ABD Başkanı Bush, kararı “Fransa aracılığıyla varılan ateşkes anlaşmasına ve BM kararlarına aykırı” olarak gördü ve Rusya’yı eylemini yeniden gözden geçirmeye çağırdı. NATO ve AB temsilcileri de bu hamleyi uluslararası hukuka aykırı buldu; bir BM mesajında “Abhazya ve Güney Osetya, BM kararlarına göre Gürcistan’ın sınırları içinde kalmaya devam etmelidir” vurgulandı.
Abhazya’nın Fiili Durumu: 2008 sonrasında Abhazya, kendince bağımsız görünmesine karşın Moskova’ya ekonomik ve güvenlik bakımından bağımlıdır. Abkhazya’nın bütçesi büyük oranda Rus ekonomisine bel bağlamış durumdadır, Abhaz ekonomisi Rusya’dan gelen ekonomik destekle ayakta durabilmektedir. Abhaz merkezi yönetiminin kalıcı istikrarı için yıllık gelirlerinin %20–30’u Rus yardımlarıyla karşılanmaktadır (bazı kaynaklara göre 2020’lerde bu oran %30 civarındadır). Güvenlik tamamen Rus askerî gücüne emanet edilmiştir; sınırlar Rus birlikleri tarafından korunmakta, Rus rublesi resmî para birimidir ve Rus pasaportları yaygınlaşmıştır.
Bu gelişmeler iç siyaset tartışmalarında, Abhaz bağımsızlığının gerçek anlamda sağlanıp sağlanmadığı sorusunu gündeme getirmiştir. Bazı gözlemciler, Abhazya’nın meşrû bir bağımsızlık durumundan çok Moskova’nın gözetiminde özerk bir bölge konumunda olduğunu belirtmektedir.
Uluslararası Hukuk Çerçevesi ve Gürcistan’ın Perspektifi: Uluslararası hukukta “devletlerin toprak bütünlüğü” ilkesi esastır. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesi, diğer devletlerin egemenliğine müdahaleyi yasaklar. Gürcistan Anayasası da sınırların tek taraflı değişimini açıkça yasaklamaktadır (Anayasa Madde 2, “…önceden yapılaşmış uluslararası anlaşma ile değiştirilebilir”). Bu bağlamda, Batılı demokrasilerin çoğu Abhazya’yı Gürcistan’ın özerk bir bölgesi olarak görmeye devam etmektedir. Örneğin, 2012 tarihli bir hukuk incelemesine göre “batılı devletler Abhazya’yı Gürcistan’ın bir vilayeti olarak desteklemekte ve yeni bir devlet olarak tanımamayı sürdürmektedir. BM Güvenlik Konseyi, Abhazya savaşları sonrasında birçok karar aldı. 19 Ekim 1993’teki 876 sayılı kararında Gürcistan’ın toprak bütünlüğü yeniden vurgulanmış, Eylül 2008’deki BM Genel Kurulu kararları ise Abhazya ve Güney Osetya’dan gelen tüm mültecilerin güvenli şekilde dönüş hakkını yineler nitelikteydi. Gerçekten de, BM Genel Kurulu 2008’den bu yana kesintisiz olarak Gürcistan’ın ayrılmaz bölgeleri saydığı Abhazya ve Güney Osetya’dan yerinden edilenlerin dönüş hakkının sağlanmasını talep eden kararları kabul etmiştir. 2020’de 84 ülke aleyhte oy verirken yalnızca 13 ülke “hayır” demiş, 78 ülke çekimser kalmıştır; bu sonuç bile uluslararası yaklaşımdaki genel eğilimi yansıtmaktadır.
Bu hukuki çerçevede Tiflis yönetimi Abhazya’nın tamamını Gürcistan’a ait saymakta ısrar etmektedir. Örneğin 2008 sonrasında Gürcüstan parlamentosu Abhazya’yı resmen “Rus işgali altındaki toprak” ilan etmiştir. Gürcistan Anayasası, toprak bütünlüğünün korunmasını zorunlu kılarak bu yaklaşımı destekler (Ağustos 1995 tarihli Anayasa Madde 2: “Gürcistan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü dokunulmazdır ve hiçbir şekilde parçalanamaz”). Uluslararası sistem de genel olarak bu ilkeyi korumaktadır. Örneğin BM kararları, Abhazya’nın statüsünü “işgal altındaki Gürcistan toprağı” olarak kabul ederken, Gürcistan’ın uluslararası tanınan sınırlarının çiğnenmesini meşru görmemektedir
Diğer yandan, Abhaz halkının insanî ve kültürel haklarının göz ardı edilmesi de uluslararası normlara aykırıdır. Abhazların kendi dillerini yaşatma, kültürlerini koruma ve demokratik temsile sahip olma hakları tanınmalı, bu haklar garanti altına alınmalıdır. Ancak bu talepler, Gürcistan’ın egemenliğine karşı tek taraflı olarak “kaderini tayin” hakkı bağlamında kullanılamaz. Zira BM’nin 1970 Friendly Relations Deklarasyonu da ((Dostane İlişkiler Bildirgesi), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 24 Ekim 1970 tarihinde kabul edilen 2625 (XXV) sayılı tarihi bir karardır. Bu deklarasyon, BM Şartı’nda yer alan temel uluslararası hukuk ilkelerini açıklığa kavuşturur ve bunların devletler arasında nasıl uygulanacağını belirler) benzer bir ilkeyi vurgular: bir halkın kendi kaderini tayin hakkı, egemen bir devletin toprak bütünlüğünü parçalamayı meşrulaştırmamalıdır. Uluslararası hukuk metinleri, herkesçe kabul gören bu ilkeyi yinelerken “kendi kaderini belirleme hakkının, egemen ve bağımsız bir devletin toprak bütünlüğünün bozulmasını tasvip etmeyeceğini” açıkça belirtir.
Rusya’nın Çifte Standardı: Burada Rusya’nın tutumuna da değinmekte yarar görülmektedir.
Rusya’nın Abhazya politikasının seçici söylemi uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu olmuştur. Moskova, Abhazya ve Güney Osetya’nın “kendi kaderini tayin hakkı”nı savunduğunu söylerken, benzer ayrılıkçı hareketler Rusya’nın kendi sınırları içinde hoş karşılanmamıştır. Örneğin Çeçenya’da 1990’ların başında bağımsızlık ilanı kabul edilmemiş, Ruslar tarafından bölgeye iki defa büyük çaplı askeri müdahale yapılmıştır. Tataristan ve Dağıstan’daki ayrılık talepleri de sert şekilde bastırılmıştır. Buna karşılık Rusya, 2014’te Kırım’ı işgal etmiş, 2022’de Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson bölgelerini tek taraflı olarak ilhak etmeye çalışmıştır. Birleşmiş Milletler bünyesinde de benzer ikilem yaşanmıştır: BM Genel Sekreteri Guterres, Grönland ile Donbas/Kırım durumu kıyaslaması yapmış; Rusya Dışişleri Bakanlığının bu yaklaşımı “hak belirleme” konusunda çifte standart olarak değerlendirilmiştir. Ulusların kendi kaderini belirleme hakkı bağlamında Rusya’nın işine geldiği gibi politika belirlemesi, uluslararası arenada tutarsızlık olarak değerlendirilmiş, savunduğu politikaların güvenirliğini tartışılır hale getirmiştir.
Sonuçta, gözlemcilere göre Rusya’nın uluslararası söyleminde hukuk ilkelerinden çok stratejik çıkarlar öne çıkmakta, “kendi kaderini tayin” hakkı jeopolitik hesaplarla iğdiş edilmektedir.
DEM Parti’nin Talihsiz Açıklamaları: Aslında artık ülkemizde gündemden düşmüş fakat tarihsel arka plandan habersiz olan DEM Parti yöneticilerinin talihsiz açıklamaları nedeniyle Abhazya üzerine yeni bir tartışma başlatmıştır. Ağustos 2026’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) eş genel başkanı Tuncer Bakırhan, “Abhazya İzolasyonuna Son” inisiyatifi temsilcileri ile görüşmüş ve “Abhazya halkının demokratik ve insani haklarına ilişkin taleplerini desteklediklerini” beyan ederek Abhazya’ya uygulanan izolasyon ve ambargonun kaldırılması çağrısı yapmıştır. Bu açıklamalar, Türkiye kamuoyunda da ilgi çekmiş; bazı çevreler, DEM Parti’nin çağrısını insani temasların normalleşmesi açısından olumlu bulurken, eleştirmenler ifadelerin tarihin hassas bir boyutunu göz ardı ettiğini savunmuştur. Gürcü Haber gibi kaynaklar, bu tür açıklamaların peşinen “insan hakları” temasıyla sunulmasının yanıltıcı olacağını vurgulamıştır.
Abhazya’yı salt “izolasyona uğratılmış bir halk” sorunu olarak görmek, 1990’larda yerlerinden edilen yüzbinlerce Gürcünün trajedisini ve Rus askeri varlığının hukuk dışı boyutunu görünmez kılma riski taşır. Yeni Yaşam Gazetesi de DEM Parti açıklamasını aktarırken, ABD, AB ve NATO’nun Abhazya’yı Gürcistan’ın parçası saymaya devam ettiğini hatırlatmış; Abhazya’da uygulanan kısıtlamaların Abhaz halkını olumsuz etkilediği görüşünü öne sürenlere karşın, bağımsızlığı tanımayan ülkelerin bu politikaları Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü korumak
Abhazya sorunu, tek taraflı yaklaşımlarla çözülebilecek bir konu değildir. Çatışmanın sona erdirilmesi, hem yerinden edilmiş Gürcülerin hem de bölgedeki Abhazların mağduriyetini eşit önemle ele alan bir süreci gerektirir.
Abhazya meselesi salt “ulusların kendi kaderini tayin hakkı” meselesi olmadığı gibi sadece bir etnik çatışma da değil; Rusya’nin bölgeyi dizayn etme meselesidir. Uluslararası toplum zorla değiştirilmesini haklı görmemektedir; bu nedenle Abhazya’nın uluslararası alanda “işgal edilmiş Gürcistan toprağı” sayılması devam etmektedir.
Sonuç olarak: Abhazya-Gürcistan meselesi, yalnızca sınırlar, egemenlik iddiaları ve jeopolitik rekabet üzerinden okunabilecek bir sorun değildir. Bu çatışmanın merkezinde, savaşın acılarını yaşamış insanlar, yerinden edilmiş aileler, parçalanmış topluluklar ve ortak bir tarih bulunmaktadır. Kalıcı barış, ne askeri üstünlükte ne de büyük güçlerin bölgesel hesaplarında aranmalıdır. Gerçek çözüm, halkların iradesini, uluslararası hukuku, insan haklarını ve karşılıklı güveni esas alan demokratik bir diyalog sürecinden geçmektedir.
Evrensel barış ve enternasyonal dayanışma anlayışı, halkları birbirine düşmanlaştıran milliyetçi söylemlerin ve emperyal güçlerin nüfuz mücadelelerinin ötesine geçmeyi gerektirir. Gürcüler ile Abhazlar, yüzyıllar boyunca aynı coğrafyayı paylaşmış, kültürel ve insani bağlar kurmuş komşu halklardır. Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişin acılarını inkâr etmek değil; tüm mağduriyetleri tanıyan, zorla yerinden edilen insanların haklarını gözeten, aynı zamanda Abhaz toplumunun güvenlik ve kimlik kaygılarını da dikkate alan adil bir uzlaşma zemini oluşturmaktır.
Kafkasya’nın onurlu ve müreffeh geleceği, dış müdahalelerin ve güç siyasetinin gölgesinde değil; halkların özgür iradesiyle kuracakları eşitlikçi ilişkilerde şekillenmelidir. Barış, ancak hiçbir halkın diğerine üstünlük kurmadığı, hiçbir kimliğin inkâr edilmediği ve hiçbir ülkenin başka bir ülkenin egemenliğini kendi stratejik çıkarları doğrultusunda zedelemediği bir düzen içinde kalıcı olabilir. Abhazlar ve Gürcüler, tarihsel ayrılıkların ötesine geçerek, büyük insanlık ailesinin onurlu üyeleri olarak ortak bir gelecek inşa edebilecek potansiyele sahiptir. Bu gelecek; adaletin, karşılıklı saygının, demokratik müzakerenin ve halkların kardeşliğinin egemen olduğu bir Kafkasya idealine dayanmalıdır. Bölgede gerçek güvenliğin temeli, silahların değil diyalogun; kutuplaşmanın değil dayanışmanın; tahakkümün değil eşit yurttaşlık ve ortak yaşam iradesinin güçlenmesidir.
Kafkaslarda Kartallar Barış İçinde Özgürce Uçabilmeli!
Gürcü Haber Ajansı | ქართული ამბების სააგენტო

























